Hindistan;dünyanın ortasında bir yer.Ruhumda kırılma noktası yaratan renklerin ülkesi.Ne zaman,nerede aklıma girdi bilmiyorum ama hayat çizgimde vakti geldi ve ben yola düştüm.Hindistan'da içinizde bir şeyler değişiyor;değişmek zorunda kalıyor sanki.Giderken ki siz ,dönüşte eskide kalıyor .Uzun uzun düşünecek o kadar çok şey var ki Hindistan için.Kendinizi toparlayıp da vakit bulamıyorsunuz gibi.En azından benim için öyle oldu.Siz de bunu deneyimlemek istiyorsanız yola düşmelisiniz.Ancak yaşayarak göreceğiniz bazı şeylerden biri de bu işte.
      Bu yazıyı yazarken benim Hindistan hikayem nasıl başladı diye oturup düşündüm biraz.Maziden ,hatıramda kalan kırıntıları yoklayıp nereden ilgi duyduğumu biraz düşünmeye çalıştım.Vee biraz düşününce de bazı parçalar buldum.
      Hatıramdaki en eski Hint bulgusu annemin yeri geçtikçe  bahsettiği AVARE filmi ,Raj Kapoor ve filmin ünlü müziğidir.Ve tabi ki Yeşilçamın Sadri Alışık'la taklit ettiği  Türk versiyonu "AVARE".
    Ve belki de yıllardır Hindistan hayali kurmamda en etkili olan şey ise 2000 lerin başında Kadıköy'de düzenli olarak gittiğim bir Felsefe kulübüdür.Her hafta çok severek gittiğim bu kulüpte; bütün bir kış derslerde Hint destanı BHAGAVAT GİTA'YI incelediğimizi hatırlıyorum.İşte Hindistan'a gitme arzumun tohumları o zaman atıldı sanırım.Hemen bütün Hint Destanlarını içeren bir kitap alıp ,zorlanarak okuduğumu hatırlıyorum.Ramayana,Mahabharata,Harivamşa ve Bhagavat Gita.Bu kulübün bana hem Hindistan alanında hem de farklı alanlarda birçok katkısı olduğunu şimdi geriye bakıp düşününce anlıyorum.
  Tabi Bhagavat Gita'yla başlayan yolculuğum devam eden yıllarda farklı alanlara da yayıldı.Yaklaşık on yıllık zaman diliminde kendi Hindistan yolculuğuma çıkmak için  Hindistan ile ilgili bulduğum tüm kitapları yalayıp yuttum .Hint eşyalarıyla dolu dükkanları dolaştım,evimin muhtelif her köşesini hint tanrıları ,  tabloları ,kilimleri ,yastıkları ,objeleri ile doldurdum .Evde tütsüler yakıp ,Hint müziği dinledim .Hint çayı yapmak,baharatlarını kullanmak.Aklınıza gelebilecek her şeyi yaptım sanırım .Listem çok uzun.Sanırım tek yapamadığım şey Hint filmi izlemek .Ona da dayanamıyorum.
    Sonunda 4 yıl önce okuyup da ,giderken tekrar okumak üzere kenara koyduğum Zafer Bozkaya'nın kitabını tekrar elime almaya kadar geçen bir 10 yıllık zaman dilimi yani.Sonuç:
 Bhagavat Gita'da Arcuna'nın hikayesiyle başlayıp ,buraya taşıdığım Hindistan hikayem.O zaman anlatmaya başlasam iyi olur.
     Hindistan'a İran üzerinden geçtim.10 Gün süren İran gezisinden sonra Sharjah aktarmayla  yol beni Hindistan'ın başkenti Delhi'ye sürükledi.Ben de sizlere yol hikayemi kısa kısa anlatmak istiyorum..
         Sharjah Havaalanında transit yolcu salonunda bekliyoruz.Daha İran’dan ayrılalı 5-6 saat oldu.1-2 saat eşim Ayhan ve İran'daki grubumuzdan Sibel’le beraber geçirdikten sonra onları İstanbul’a uğurladık.Bizse rehberimiz Zafer Bozkaya ile birlikte Delhi uçağı için havaalanında daha 1-2 saat daha beklemek zorundayız.Namaste demeye heyecanlıyım.Bu arada biraz da sıkıntılıyım.
    Ayhan’dan ayrılmak zor oldu sanki.10 gündür İran’da hem güzelce gezmiş hem de eğlenmiştik. Ayhan’ın farsça konuşmaya çalışması,İranlılarla kurduğu dialoglar bütün grubun neşesi olmuştu.Şimdi 15 gün o İstanbul’da ben Hindistan’da yalnız yalnız takılacaktık.Ama yine de bazı şeyleri deneyimlemek iyi olur diye düşünüyorum.
    Rehberimiz Zafer Bey ve ben önce biraz bilgisayarlarımızla vakit geçirmeye çalıştık.Daha sonra ilerleyen saatlerde İran ‘dan ayrılırken tanıştığımız iki İspanyol kızla sohbet ederek kalkış saatimizi beklemeye başladık.
   Kızlar uzun zamandır yoldalarmış. Hatta bizim ülkemizde bile 3,5 ay kalmışlar.Keşmir’e gitmek istediklerini söyleyince Zafer Bey gitmemelerini ve oraların tehlikeli olduğunu anlatmaya çalıştı.Kızların cevabı çok hoşuma gitti.”Bize sizin ülkenizde de Diyarbakır'a sakın gitmeyin dediler ama biz orada 1.5 ay kaldık “ .Doğru söylüyorlardı ama işin içinde Hindistan olunca biraz garip oluyor insan.Bana Hindistan konusunda nasıl hissettiğimi sordular. Ben de heyecanlı olduğumu söyledim.Hem korku hem merak dedim.İkisi de bana katıldılar.Aynı duyguları paylaşıyor olmak hoşuma gitti.
    Saat 23:20 de Delhi uçağına bindik.Yol 3,5 saat sürüyormuş.Yani yine sabaha karşı 04:00 gibi iniş yapacağız.Beni heyecandan pek uyku tutmadı.O yüzden elimdeki kitaplardan Hindistan hakkındaki bazı bilgileri şöyle bir gözden geçirdim.Sizinle de paylaşsam iyi olur sanırım.
HİNDİSTAN-HİNDİSTAN-HİNDİSTAN
   Son 4 ayımı Hindistan diyerek geçirdim ama son 10 yıldır aklımda ,içimde ,evimde ,her yerde Hindistan var  desem yalan olmaz herhalde.Şimdi kısa kısa bu 4 ay boyunca edindiğim bilgileri size de aktarmak istiyorum:
    Hindistan M.S.5. yy.dan 1858 İngiliz sömürge yönetimi dönemine kadar Moğollar,Babür ve soyundan gelen kişilerin idare ettiği fakat İngilizlere karşı da Gandi'yle direnişe geçen; nükleer teknolojiyi yakalamış bir ülke
     Hindistan’ın nüfusu 1 milyar civarındaymış. Bunun yüzde 83’ü Hindu, yüzde 13’ü Müslüman, yüzde 2-4’ü Sikhler ve diğer unsurlardan oluşmaktaymış.
    Müslüman dünyanın ikinci büyük nüfusa sahip ülkesiymiş.Bu arada birincisi Endonezya’ymış. Hindistan Cumhurbaşkanı Müslüman, Başbakan Sikh ve yardımcıları Hindu’ymuş. Böyle bir harmoni oluşturularak ayrımcılığın önüne geçilmiş. 
  Hindistan 31 eyaletten oluşmakta ve her eyaletin parlamentosu ayrıymış. Savunma, dış ticaret ve ekonomik işler merkezi hükümet tarafından yürütülüyormuş. Eyaletlerin genel valisini parlamento atamaktaymış.
     Yabancıların en çok ilgisini çeken Kast sisteminin sıralanışı ise şöyle:
  1. Din adamları Brahminler
  2. Askerler ve yöneticilerin bulunduğu Ksatriyalar
  3. Zanaat erbabı ve tüccarların bulunduğu Vaisyalar
  4. İşçi ve köylülerin oluşturduğu Shudralar
  5. Dokunulmazlar   
   Hindu olmayan Sikh ve Hintli müslümanlar herhangi bir kasta ait olamazlarmış.
     Genel olarak tarımla geçiniyor gibi gözükse de son yıllarda Hindistan Çin'den sonra birçok alanda atağa geçen ülkeler sıralamasında birinci sırada yer alıyormuş.
      İklimi toprak büyüklüğünden dolayı çok farklılıklar gösteriyormuş.Güney ve kuzey arasında oldukça büyük farklılıklar bulunmaktaymış.
HİNDULARIN TANRILARINDAN BİRİ GANEŞ
     Din konusuna geldiğimizde ise ülkenin %80 i Hindu inancına sahipmiş.Bunun dışında Budizm,Müslümanlık,Sikh ve Jain dini de çeşitler arasında yerini almak-taymış.
  Hindistan'da birçok dil kullanılmasına rağmen İngilizceyi her yerde kullana-bilirmişsiniz.
  Ben bunları okur,incelerken pilotumuz inişe geçeceğimizi bildirdi.Heyecanımız dorukta.Bakalım umulan mı ?,bulunan mı ?.....    
DELHİ 1. GÜN
    Delhi’ye indiğimizde beni Çindeki gibi bir tuhaf kokunun karşılayacağını sanmıştım çünkü bana hep buranın ağır bir şekilde baharat koktuğunu söylemişlerdi .Ama umduğumu bulamadım.Üstüne üstlük hava alanı çok düzgün ,modern ve temizdi.
DELHİ'DE PASAPORT KONTROLÜNDEN SONRA BU EL FORMLARI SİZİ KARŞILIYOR
    Pasaport kontrolünden sonra ülkeye girdiğinize dair bir formu dolduruyorsunuz.Formda ne kadar kalacağınız,nerede kalacağınız,hangi vizeyle geldiğinize dair bilgiler var.Bu formu kaybetmezseniz iyi olur çünkü çıkışta geri istiyorlar.
WELCOME TO INDIA
  Hava alanından çıktığımızda sabahın körü olmasına rağmen yine bir sıcak hava dalgası bizi karşıladı.Dışarıda çıkacak yolcuları bekleyen yanık tenli,alaca bulaca saçlı,kömür gözlü tipleri görünce ürkmedim değil hani.Gecenin karanlığında size bakan bir sürü karaltı etrafınızda bulunuyor.Ama aynı zamanda siz de onlara şaşkın mı şaşkın bakıyorsunuz.
    Otelimize taksiyle gitmeye karar veriyoruz.Delhi’de pre-paid denen bir taksi ödeme sistemi var. Havaalanından pre-paid bürosuna gidip, gideceğiniz yeri söyleyip ,fiş alıyorsunuz. Bu fişle taksi sizi istediğiniz yere götürüyor. Pre-paid, taksicilerin size fazla fiyat söyleyip kandırmaması içinmiş.
    Biz de pre-paid uygulamasıyla düştük yollara. İlk etapta gerçekten Delhi insana temiz ve düzgün bir şehir gibi gözüküyor ama içine içine girdikçe pisliğin de içine dalıyorsunuz.Biz gecenin karanlığında Delhi’nin karanlık sokaklarında ilerleyerek ana yollardan biraz uzaklaşarak daha izbe bir bölge olan PAHAR GANJ adlı bölgeye vardık.Otelimiz Cottage Yes Please'e yaklaştıkça gördüğüm manzaralar biraz korkuttu beni.Dükkanların ,insanların hali,yerde ölü gibi yatan köpekler..
PAHAR GANJ'DAN BİR GÖRÜNÜM
   Anlatılamaz,yaşanır diyorum.Otelde odalara yerleşmemiz fazla uzun sürmedi.Bizi geçici odalara yerleştirdiler.Ama yerleştiğim oda gerçekten çok berbattı.Ve pisti.Fakat yorgunluktan hiçbir şeyi umursayacak halim yok.Yine de bu odaya yerleşerek yorgunluğumu atmaya çalıştım.Saat 05:00 gibi duş alarak yattım ta ki saat 11:00 ı gösterene kadar kalkıp hemen internete kavuşmanın özgürlüğünü yaşamak istedim.
  Resepsiyona inip şifreyi aldım.Herşeyden para kazanmak isteyen resepsiyondaki hintli benden para koparmak için günlük 100 rupi ödemem gerektiğini söyledi.Ben de uğraşmamak için kabul ettim.Bu arada rupinin Türk parası karşılığını yaklaşık 0,04  ile çarpmanız gerekiyor.
  Hemen bir gün önce havaalanında düzenlediğim İran fotoğraflarını ailemin ve arkadaşlarımın görmesi için facebooka albüm yaparak attım.Saat 14:00 da ancak dışarı çıkabildim.Artık gerçekten karnım bayağı acıkmıştı.Rehberimiz Zafer Beyle buluşarak Hindistan’daki ilk yemeğimizi yemek için dışarı çıktık.
    İşte yaşayan Hindistanla ilk karşılaşmam başlıyor. Sabahki sessizlik yerini sonsuz bir kalabalık ve gürültüye bırakmış.Sağa sola giden bisiklet rikşalar mı ,motorikşalar mı,yoksa yaklar mı,dilenciler mi,insan sürüsü mü,turistler mi,yolun iki kenarında bulunan dükkanlardan sarkan eşyalar mı,müzikleri mi? Ne yana bakacağımı şaşırdım.
BİSİKLET RİKŞA-MOTORİKŞA NE ARARSANIZ VAR
HER YER RENGARENK-PAHAR GANJ MANZARALARI
DÜNYA UMURUMDA DEĞİL-PAHAR GANJ  MANZARALARI
HİNTLİ BİR ANNE-PAHAR GANJ MANZARALARI
YOL ÜSTÜ SAMOSACI-PAHAR GANJ MANZARALARI
   Bütün bu hengame içinde dikkatimi çeken en yoğun şey etrafın ne kadar pis olduğu idi.Aman allahım sanki bir çöplükte bir yerleşim merkezi kurmuşlar gibi bir yer burası.Ama kimsenin rahatsız olduğu yok.Biraz afalladığımı hala şu an bu yazıyı yazarken bile hatırlıyorum.Burası Pahar Ganj yani konum olarak Yeni Delhi tren istasyonundan çıktığınız zaman tam karşınızdaki uzun sokak;anlam olarak ise gezginlerin,az parayla gezenlerin,hippilerin mekanı.Bu sebeple bizim de orada kalıyor olmamız bazı şeylerin yakından görmemiz açısından şans.
   Bu bölge çok sayıda turistin rağbet etmesinin sebebi ise ucuz otel,pansiyon ve birçok değişik dükkanı barındırması sanırım.Biz tam ortada ,bir kulede bekleyen polisin olduğu noktaya kadar ilerledik. Burada polisler bazı yerlerde kulelerin üzerinden etrafı gözetliyor.Amaç ne nedir ya da ne faydası var pek anlamadım ama anlamak çok da önemli değil,burası Hindistan ne de olsa.
 Tam karşıdaki binanın en üst katına çıktık.Bir teras cafeydi burası.Merdivenleri çıkarken geçtiğimiz katların temizliği bana bu cafede ne kadar hijyen yemek yiyebileceğimizi yeterince anlatmıştı.Ama açlık her şeyin önüne geçiyor.Ayrıca ne kadar hijyen yoksa da yemeklerin lezzeti bana gayet iyi geliyor.Ağız tadımın baharata uygun olduğundan diye düşünüyorum.
PARATHA ve MASALA TEA
    En üst kata vardığımızda bizden başka bir turist grubu daha vardı cafede.Hemen siparişimizi verdik.Birer paratha ve masala tea. 15 gün boyunca yiyeceğim bu ikiliyi ilk defa sipariş verirken gerçekten çok heyecanlıydım.Gezdiğim bir yerin yemeklerini de tatmak,öğrenmek en büyük ilgi alanlarımdan biri.Az sonra "parathalarımız ve masala tea" miz geldi.Paratha aslında bizim patatesli gözlememiz,elde açılmış bir hamurun içinde birazcıcık baharatlı patatesli iç.Masala çayı ise benim de evde hindistan merakım başladığından beri yaptığım baharatlı bir çay.İkisini de yiyip de kendinizi yavru bir ejderha gibi hissetmemeniz imkansız.Zira baharata alışkın değilseniz yiyemeyebilirsiniz de.Fakat bizim çok hoşumuza gitti ve aynı menüyü bir kere daha tekrarlayarak karnımızı gerçekten doyurduk.Ve doğruca dolaşmaya çıktık.
   Etrafta fotoğraflık o kadar malzeme var ki dayanamayp Hindistan’daki ilk karelerimi çekiyorum.Yol boyunca yürüyoruz ,ben tabii şaşkın bir şekilde bakınıyorum etrafıma.O kadar değişik bir ortamdayım ki.
YOLLARDA DİLENENLER İLLA Kİ SİZİ BULACAKTIR
   Köşede bir Lassi dükkanına rastlıyoruz.Yol kenarında her tarafı açık bir dükkan.Lassi buranın ayranı.Dükkanın halini ve uçuşan sinekleri görünce ben içmemeye karar veriyorum Zafer Bey ise her zamanki gibi içiyor.Ben ise ayrancı çocuğun fotoğrafını çekmekle uğraşıyorum.Burada herkes pek meraklı fotoğraf çektirmeye.Fotoğraflarını çekiyorsunuz arkasından hemen fotoğraflarını görmek istiyorlar.
LASSİ DÜKKANI
    Daha sonra yolun karşısına geçip Yeni Delhi tren istasyonuna geldik.4 gün trenlerde yol alacağımızı bildiğim için biraz ürkmedim değil hani.Tren istasyonunun girişi yerlerde insanlarla dolu.Peronlarda öyle.İnsanlar uluorta yatıp,uzanıyorlar.
NEW DELHİ TREN İSTASYONU
    O kadar umursamaz bir halleri var ki yani üzerlerinden geçseniz aldırmayacak haldeler.Şöyle bir istasyona göz atıp çıktık.Grubumuz ertesi gün geleceği için yapacak pek birşey yok açıkcası oyalanıyoruz.
TREN İSTASYONU VE YERLERDE OTURAN HİNTLİLER
   Tekrar Pahar Ganj’a dönüp Nirvana Cafe diye bir yere oturduk.İçeri girerken cafedeki kızın hint kınası yaptığını görmüştüm.Hindistan’a gelip de hint kınası yaptırmazsak olmaz diyerek bir hint kınası da ben yaptırdım.
HİNT KINASI OLMADAN OLMAZ
    Kız doğaçlama birşey yaptı.Açıkçası desenin benim için de pek önemi olmadığından ;desen üzerinde pek durmadım.Bana kınayı 50 rupiye yaptı.Ama benden önce ve benden sonraki turistlere 200 rupiye yaptı.Zafer Bey’in hintçe bilmesi ve üstün pazarlık yeteneği sayesinde biz de kazıklanmamış olduk.Nirvana Cafe’de epeyi bir oyalandıktan sonra çıktık.
İŞTE KINAMIN BİTMİŞ HALİ
   Hindistan'a giderken aldığımız dolarları bir yerlerden rupiye çevirmemiz gerekiyordu.Birkaç yere sorduktan sonra uygun bir yer bulup paramızı bozdurduk.Ama genel olarak bir kazıklanıp,enayi yerine konma hissi içindeyiz.Çünkü Hintliler davranışlarıyla bize bunu çok iyi hissettiriyorlar.Hatta para bozdurduğumuz adam tam film karelerinden çıkmış bir üçkağıtçı gibiydi.
SENİN PARAN BENİM PARAM
   Bir Hint telefon kartına kontör yüklettim.Ama burada da yine ne yapabiliriz de sizi kazıklayabiliriz imajını hissettim.Devamlı bunu hissedince de tedirgin oluyorsunuz.
   1-2 alışveriş yaptıktan sonra saat 19:00 da buluşmak üzere Zafer Bey’le anlaşıp ayrıldık.Otele döner dönmez hemen sevdiklerimle çektiğim fotoğrafları paylaşmak için biraz internette oyalandım.Bu arada Delhi'de internet konusunda sıkıntı çekmezsiniz.Hatta okuduğum kitaplardan birinde seyyar satıcılarda bile internet bağlantısı bulabilirsiniz diye yazıyordu.Ama ben o kadar da değil diyorum.
    İlk günün tozunu,toprağını atabilmek için duş alıp dinlendim.Zaten bu memlekette sabah akşam duş almak zorundasınız.O kadar nemli bir hava var ki,siz daha duş alıp odanızdan çıkmadan su gibi oluyorsunuz.O yüzden ben vücut sıcaklığımı bir nebze olsun düşürebilmek için saçlarımı bugün aldığım renkli eşarplarla her zaman topladım.Saçlarımın toplu olması beni bayağı rahatlattı.
     Tekrar lobiye indiğimde Zafer Bey’de bilgisayarla uğraşıyordu.Birlikte metroyla şehrin eski Delhi denilen bölümüne gittik.Orada gerçekten lüks ve güzel bir restorana girdik.Biraz şaşırmadım desem yalan olur.Garsonlar,ortam ,ortamdaki insanlar hepsi bütün gün gördüklerimden biraz farklıydı.Çorba,sebze yemekleri ve biryani pilav söyledik.
SEBZELERLE BEZENMİŞ HİNT MUTFAĞI
HİNDİSTAN'IN ÜNLÜ MERCİMEK ÇORBASI
İŞTE BENİM TABAĞIM: BİRYANİ PİLAV VE KARIŞIK IZGARA SEBZE
  Hepsi gerçekten çok güzeldi.Leziz ve temiz yemekler de yenebiliyormuş bu şehirde.Hintliler yemeği elle yedikleri için yemekten sonra içinde limon parçaları olan sıcak su getiriyorlar ki ellerinizi temizleyebilesiniz.
EL TEMİZLİĞİ ÖNEMLİ
 Biz de çatal kaşık kullanmamıza rağmen racona uyup kullandık sıcak suyu.Hindistan’da ilk günün sonu geldi bile.Otele dönüş ve iyi bir dinlenme zamanı.
DELHİ 2. GÜN
  Sıkıntılı ve uykusuz bir gece geçirdim.Gruptaki diğer arkadaşlar gece 04:00 gibi gelecekleri için sabah erkenden kalkmadım.Çünkü onlar da gelip dinlenecekler saat 11:00 gibi kahvaltı için Nirvana Cafe’de buluşacaktık.Duş alıp,biraz odamı topladım.
  Artık gruptan biriyle kalacaktım .Ama oda hem fiziki olarak hem de hava açısından o kadar berbat ki duş alsanız da anında su içinde kalıyorsunuz.Bir gün önce alışveriş yaptığım zaman kendime her kıyafetime göre bandana tarzı birşeyler ve BİNDİ almıştım.Bindi Hinduların alınlarına taktıkları bir takı.İstediğiniz renk ve formda kullanmanız mümkün.Ama genel olarak kırmızı çokça tercih ediliyor.Onları da takınarak hazırlandım.Bilgisayarımda maillerimi ve face’i kontrol ettiğimde yaptığım albümlerin bayağı ilgi topladığını gördüm.Gördüğüm yeni yerleri ve ilginç şeyleri tanıdıklarıma anlatmak,göstermeye çalışmak gerçekten hoşuma gidiyor.
     Ve işte Delhi sokaklarına yalnız çıkmanın keyfini çıkartayım derken saniye de bir yanımda biten yanık tenliler beni bir türlü yalnız bırakmıyorlar.Biraz sıkılıyor,biraz ürküyorum.Bırakın beni yalnız gezmek istiyorum diye bağırmak geliyor içimden.Ne dediklerini anlamıyormuş gibi yapıyorum; anlamıyorlar.Bu şekilde cafeye kadar gidiyoruz.Cefe de oturup grubu bekliyorum.Ama yarım saat gecikiyorlar.Bu arada ben de cafede geleceklere yer tutmaya çalışıyorum ama 8 kişiye minicik bir cafede yer tutmak biraz güç oluyor.
    Menümüz yine aynı paratha ve çay.Ben hep masala çayını tercih ediyorum.Sütlü olması hem bana iyi geliyor gibi.Ayrıca buranın sütleri de gerçekten süt tadını alıyorsunuz.Uzatmayalım öyle böyle yeni grup üyelerimiz geldi ve tanıştık.Artık rehberimiz Zafer Bey dahil toplam 8 kişiyiz.Kahvaltıda az da olsa birbirimizi en azından ismen tanımaya çalıştık.
  Bir saate yakın yedik,içtik derken kendimizi sokağa atıyoruz atmasına da; ilk musonumuz da pıtı pıtı kendini göstermeye başlıyor.Hemen bir seyyar satıcıdan birer şemsiye alıyoruz.Ve yola koyuluyoruz.Önce metroya sonra da rikşaya bineceğiz ve Red Fort’a gideceğiz.Ama daha metrodan çıkmadan gerçek musona yakalanmıştık bile.Metro çıkışını bir insan seli kapamış .Yoğun  uğraşmalarla çıkışa  ilerleyebildik   .İnsan selini aşmak çok bunaltıcı.Bir yandan kalabalıktan kurtulmaya çalışırken bir yandan da çantamdan birşeyler gider mi diye düşünmek insanı hem bunaltıyor hem de yoruyor.
ISLANMAMAK İÇİN METRO AĞZINDA BİRİKEN HİNTLİLER
    Sonunda metrodan çıkıp da rikşaya bininceye kadar zaten su olduk.O yağmurda diz seviyesindeki suda bisikleti süren adama acıdım doğrusu.
MUSONDA HİNDİSTAN SOKAKLARI
   Rikşacıların hepsi kara kuru ,bir deri bir kemik.Bütün gün bisikletle insan taşıyıp akşam 23:00 civarı erkenden yol kenarında yatıyorlar.Gerçekten yaşadıkları yerler uzakta olduğu için yol kenarlarında geceliyorlar.
BİZİ TAŞIYAN ZAVALLI RİKŞACININ MUSON YAĞMURU ESNASINDA HALİ
  Neyse biz öyle böyle adama üzüle,büküle Red Fort’a geldik ama bu sefer de yağmur sebebiyle polis bizi içeri almıyor.Biz de arsızız ya birer ikişer içeri sıvışıyoruz,polis de bizi görmemezlikten geliyor.Geniş giriş bahçesinde yağmurun biraz dinmesini bekliyoruz.Girişte yoğun bir kuyruk var zaten.Zafer Bey biraz Red Fort’dan bahsediyor.Dinliyoruz.
RED FORT'UN DIŞARIDAN GÖRÜNÜMÜ
    Red Fort hint dilinde kırmızı kale anlamına geliyormuş.1648 yılında moğol imparatoru Şah Cihan tarafından yapılmış.Bu kaleyi kendi yapmasına ve şehrin kendi ismini taşımasına rağmen Şah Cihan başkent için Agra’yı tercih etmiş.Kalenin yapıldığı zaman Moğol İmparatorluğunun en güçlü olduğu zamanlarmış.İmparator filin üzerinde bütün Delhi sokaklarını gezermiş.Eski bir yönetim merkezi olmasının dışında Gandi’nin İngilizlerden bağımsızlığı bu kalede 1947’de ilan etmesi ile de ayrı bir önem kazanmış.
RED FORT'A GİRİŞ KUYRUĞU
    Biz bu görkemli kalenin hikayesinin dinlerken giriş  kapısının önündeki kuyruk ilerlemeye başlamıştı.Hemen biz de kuyruktaki yerimizi aldık.Hindistan’da metroda dahil bir çok giriş kapısında kadın ve erkekler farklı kontrol noktalarından geçerek ilerliyorlar.
RED FORT'UN LAHOR KAPISI
 Kontrol noktamızdan geçtikten sonra Red Fort’un ana giriş kapısı Lahor Kapısından geçtik.Burayı geçince sağlı,sollu iki yanı dükkan olan küçük bir pazarı geçiyorsunuz.İncik ,boncuk aklınıza gelecek her şeyi bulabileceğiniz bir yer.Fazla oyalanmadan ilerliyoruz.Bir giriş daha geçtikten sonra karşımıza geniş bahçelerin içinde farklı bir mekan çıkıyor.
RED FORT'UN GÜZEL BAHÇELERİ
   Tam fotoğraflık bir yer.Kalenin arka tarafından Yamuna Nehri akıyormuş.Yamuna Nehri Ganj’ın bir kolu bu arada belirtsek iyi olur.Büyük bir alana kurulmuş bir saray fakat pek korunduğunu söyleyemeyeceğim.Biz gezimizi sürdürürken bir sürü Hintli çocuk da bizimle beraber geziyordu.Çocuklarla bol bol fotoğraf çektirmeyi ihmal etmedik.
RED FORT'TA ÇOCUKLARLA
RED FORT'TAKİ ÇOCUKLARDAN BİRİ

ÇOCUKLAR-ÇOCUKLAR-ÇOCUKLAR
      Kalenin içine girdiğinizde giriş tarafında İngilizlerin yaptırdığı yüksek yüksek binalar gözünüzü gerçekten yoruyor.Ve bunların burada ne işi var diyorsunuz kendi kendinize.
RED FORT VE ARKA SIRADA İNGİLİZLERİN YAPTIRDIĞI YÜKSEK BİNALAR
RED FORT'TA DİNLENEN BİR ÇİFT
    Kalenin içindeki silah müzesini de gezip ilk hırsızlık vakamızı da atlatıp çıkıyoruz.Kadının biri arkadaşlardan birinin çantasının fermuarını açıp ; ben yapmadım der gibi ellerini havaya kaldırdı.Hepimiz çantalara daha bir dikkat etmeye başladık.Ve bu kırmızı kaleye veda edip çıktık
    Amacımız bir Jain Tapınağına gitmekti.Ama gideceğimiz tapınak kapalı olduğu için rikşacılar bizi başka bir tapınağa götürmeyi önerdi.Düştük yola bir metal çöplüğü halinde sağda moto rikşa solda bisiklet rikşa,motosiklet,el arabaları derken yürüsek daha hızla ilerleyebileceğimiz ama bir o kadar da kalabalıktan boğulacağımız bir sokağa girdik.
RİKŞACIMIZ BİZİ ZAR ZOR JAİN TAPINAĞINA GÖTÜRÜYOR
  Diyelim ki bizim Tahtakale gibi bir yer ama Tahtakale bu sokağın yanında püri pak kalır.Sonunda binbir bağırış ,itişme ,kakışmayla tapınağa vardık.İnsanın aklına tapınak deyince temiz ,huzur dolu bir yer geliyor ama bu düşündüklerimizi Hindistan’da bulmak biraz zor tabii.Daracık bir sokakta sağlı sollu virane evler var.
  Tapınak da tam karşımızda.İçeri girince ayakkabılarınızı ,fotoğraf makinelerinizi teslim ediyorsunuz.Ve işte ilk Jain tapınağımıza giriyoruz.Jainizmden biraz bahsedelim isterseniz:
    Jain dinine  aslında Budizmin .çağdaşı diyebiliriz.M.Ö.500 lü yıllarda Mahavira adında bir ermiş tarafından kurulmuş.Jainler evrenin sonsuz olduğuna ve bir tanrı tarafından yaratılmadığına inanıyorlar.Reenkarnasyon ve Moksha'ya ulaşma yönünden Budizmle aynı paralelde gibidir.Kurtuluşa ermek için AHİMSA (acı vermemek) prensibine çok önem verirler.Hiçbir canlıya zarar vermemeye çalışırlar.Nefes alırken bile maskeyle dolaşırlar ve katı vejeteryanlardır.Bir yere oturmadan herhangi bir canlıyı öldürmemek için yanlarında taşıdıkları süpürgeyle oturacakları yeri süpürürler.Jainler Shvetambara ve Digambara olarak iki büyük mezhebe    ayrılmışlar.Digambara mezhebindekiler daha katı ve gök elbisesi anlamına gelen isimlerinin hakkını vererek çıplak gezerlermiş.Bu uygulamayı günümüzde de sürdüren jainler manastır ve tapınaklardan pek dışarı çıkmazmış.
ÇIPLAK GEZEN JAİNLER
    Bize tapınağı gezdiren rahip kendisinin de belli zamanlarda çıplak gezdiğinden bahsetti.Bize kısaca tapınağın içindeki şeyleri anlattı.Güzel taşlarla süslenmiş duvarların fotoğrafını çekmek istediğimde ısrarla hayır demesine rağmen üst katlara çıkınca fotoğraf çekmemize izin verip sonra da para istemesi bizi biraz kızdırdı.
TAPINAĞIN İÇİNDE RAHİBE 50 RUPİ VEREREK ÇEKEBİLDİĞİMİZ FOTOĞRAF
 Burada herşeyin bir para karşılığı var anlaşılan.İnanç minanç hak getire.Söylene söylene tapınaktan çıktık.Zira dış dünya daha güzel.Din uygulayıcıların saçma sapan davranışlarını  gördükçe dine karşı aşırı derecede antipatik olduğumu hissediyorum.
JAİN TAPINAĞI SOKAĞINDA BİR SOKAK ÜTÜCÜSÜ
     Dışarı çıktığımızda bir sokak ütücüsüyle karşılaştık.Kendi halinde bu virane sokakta ütü yapan bir güzel.
      Biraz oyalandıktan sonra tekrar o hengame sokağa rikşacılarla daldık dalmasına ama ilerleyebilene aşk olsun.Kimse kimseye yol vermiyor.Herkes önce ben deyince bir an olduğumuz yerde kala kaldık.İşte o an ben de motorlu bir Hintli Kadını fotoğrafladım.Aslında fotoğraf çekmemi istemese de bana hafif bir tebessüm etmeyi ihmal etmedi.
SIKIŞMIŞ SOKAKTA BEN DE VARIM DİYOR
  Kalabalıktan sıyrılıp doğru Cuma Camisine yöneliyoruz.Cuma Camisine ilk bizim rikşacımız varıyor.Rikşacımız da fırsattan istifade edip biraz daha rupi koparmak için fotoğrafımızı çekmek istiyor.Kabul ediyoruz ama ne yalan söyleyeyim makinemi alır gider diye de korkmuyor değilim.
HİNDİSTAN'DA MUTLAKA BİNECEĞİNİZ BİSİKLET RİKŞALAR
  Cuma camisi Hindistan’ın en büyük camisi ve Şah Cihan’ın mimarlık alanındaki en büyük eserlerinden biriymiş.İçeri girerken bir fotoğraf makinesine izin veriyorlar.
CUMA CAMİ'NİN GİRİŞİ
   O da benimki oluyor.Boynumuzdaki eşarplarla kapanıyoruz.Ama yine de içeri bin bir zorlukla giriyoruz.
CUMA CAMİ'NİN İÇİ
CUMA CAMİNDE MÜSLÜMAN BİR KADIN
CUMA CAMİNDE BAŞKA BİR MÜSLÜMAN KADIN
 Fotoğraf çekiyoruz ,daha bismillah demeden görevli tarafından kovuluyoruz.Sebep Müslüman olmamamızmış.Benim alnımdaki bindiden Hindu olduğumu sanan görevli bizi dışarı kovuyor.Gerçekten çok da umursamıyorum.Alıştım artık Müslüman saçmalıklarına .Görevli grubumuzun ve diğer yabancıların tepkisini topluyor.Bizimle birlikte diğer yabancıları da kovuyor çünkü.
   Cuma camisinden yürüyerek metroya kadar geliyoruz.Yine her taraf  fotoğraflık malzeme ile dolu.Hiç uğraşmasanda fotğraflar iyi çıkıyor.Yağmur dindiği için etrafta insanlar bayağı yoğun bir şekilde dolaşıyor.Dilenciler ,sokakta oyun oynayanlar    ,anneler ve çocukları ,yiyecek satıcıları ..Aklınıza ne gelirse var.
DELHİ SOKAKLARINDA BİR DİLENCİ
YOLDA OYUN OYNAYAN HİNTLİLER


GENÇ BİR ANNE VE ÇOCUĞU
   Metroyla Eski Delhi'de hep beraber yemek yiyebileceğimiz bir yere doğru gidiyoruz.Grup olarak isteğimiz hint yemeği yemek.Zafer Bey de bizi Kerala bölgesine yani güney Hindistana ait bir mutfağa götürüyor.
KOKONATLI MASALA DOSAI
SADE MASALA DOSAI
  Tüm gün dolaşmanın;musona yakalanmanın acısını MASALA DOSAİ’den çıkartıyoruz.Çok değişik bir sunumla yemeğimiz geliyor.Değişik değişik söyleyip farklı tatları tatmaya çalışıyoruz.
BİR ÇEŞİT HİNT HELVASI
   Sonra da tatlılarından birer adet deneyip yine yürüyüşe başlıyoruz.Hem yürüye hem gezerekten ilerliyoruz.Buraya gelmişken gruptan bir arkadaşla birer OM almak istiyoruz.Aradığımızı da bir dükkanda buluyoruz.
OM-HİNTLİLERİN EN ÜNLÜ MANTRASI--ARTIK BENİM DUVARIMI DA SÜSLÜYOR
     OM Hinduizmin en tanınmış sembolü ve en kutsal mantrası.Yaradılış,gelişim ve ölüm çarkını temsil ediyor.Nokta şekli kozmik bilinci,ay şekli bireyin zihnini,ucu açık halka ise yaradılış sürecini gösteriyor.Budistler bu mantrayı sürekli tekrarlayarak konsantrasyonlarını artırıyorlarmış.Gezimiz boyunca biz bile çok kereler bu mantrayı tekrarladık.
  İlk gün alışverişini de yaptık,rahatladık.Delilik bu aslında her gördüğünü al.Neyse insan bir daha göremem,gelemem diyerek saldırıyor her şeye.Allahtan burada herşey ucuz da pek zararı dokunmuyor.
  Günün son etkinliği bir müzik yani sitar dinletisine katılmak oldu.İnsanı dinlendiren bir müzikti ama gruptan sıkılanlar olunca hepimiz kalkmak zorunda kaldık.
SİTAR DİNLETİSİ
  Yürüye yürüye metroya kadar geldik.Sanırım son metroyu yakaladık.Ve Yeni Delhi durağında inerek sokaklarda yatan  sağlı sollu rikşacıların arasından geçerek otelimize vardık.Artık odada 2 kişi kalacağımız için odamızı da değiştirdik.Oda arkadaşımın ismi Gülcan’la 15 gün boyunca aynı odada kalacağız.Duşlarımız alıp yattıktan sonra arkadaşımla ilk günün kritiğini yapmayı ihmal etmedik.Son güne kadar da bu seremoni olduğu gibi devam etti..
DELHİ 3. GÜN:
  Bugün Delhi’de son günümüz sabah erkenden otelin karşısındaki cafede kahvaltımızı yaptıktan sonra Yeni Delhi metro istasyonuna doğru yola düştük.Metroya girmeden birkaç gündür önünden geçtiğimiz bir Ashram'a uğradık.Ashram'dan içeri girdiğinizde içerisi ile dışarısı arasındaki sükunet ve temizlik farkını mutlaka göreceksiniz.
ASHRAMDA DUA EDENLER
  İçeride şarkı söyleyen geleceğin öğretmenleri öğrencilerle ve dua edenlerle karşılaştık.
ASHRAM'DA ŞARKI SÖYLEYEN ÖĞRENCİLER
          Sonra da New Delhi'ye doğru yola koyuluyoruz.Kaç gündür Old Delhi’de dolaşıp duruyoruz.Old Delhi Babür Türklerinden kalan kısım.Biz ise bugün Yeni Delhi’nin altını üstüne getirmek istiyoruz..Yeni Delhi İngilizlerin sömürge döneminde oluşturdukları şehir. 1911’de başkent Kalküta’dan Delhi’ye taşınınca ve İngiliz Kralı Delhi’de taç giyerek kendisini Hindistan’ın kralı ilan edince Kralın Hindistan’a gelişi şerefine başkent Kalkuta’dan Delhi’ye taşınmış.Bu yüzden Yeni Delhi İngiliz, Hint ve Roma mimarisi karışımı bir tarzda oluşturulmuştur
  Metrodan Indıa Gate yakınlarında inerek Gate’in olduğu yol hizasına kadar yürüdük.Bu yola Raj Path deniyormuş.
RAJ PATH'DA BİR TEMİZLİKÇİ KADIN DİNLENİRKEN
    Hava o kadar puslu ki fotoğraf çektim ama bu görüntüler hiçbir işe yaramaz diye düşünüyordum ama işe yarar fotoğraflarda çıkmış.
PARLAMENTO  BİNASI VE ÖNÜNDEKİ YOL
 Parlamento binasının olduğu taraftan Gate’in olduğu yere kadar kocaman bir çimenlik alan var.Biz de o alanı yürüyerek geçtik.
INDIA GATE 'E GİDERKEN BİR SEYYAR SATICI
INDIA GATE 'E DOĞRU GİDERKEN LİSE ÖĞRENCİLERİ
  Çimenliğin bittiği yerde Indıa Gate karşınızda dikiliyor olacak.42 mt yüksekliğindeki bu kapı taştan yapılmış ve zaferi sembolüze ediyormuş.1.Dünya Savaşı'nda ve 1919 yılında Afganistan çatışmalarında ölen 90 bin Hint askerinin isimleri bu anıtın üstüne tek tek kazınmış.
INDIA GATE
   Biraz fotoğraf çekiminden sonra rikşalara binerek Hümayun’un Türbesi’ne doğru yola çıktık.Yol üzerinde bu sefer farklı bir tapınağa uğradık.Tapınak oldukça gösterişli ve temizdi.
TAPINAK GİRİŞİ
TAPINAĞIN KORUYUCULARI
ALABİLDİĞİNE SANSKRİTÇE
TAPINAĞIN İÇİNDEN BİR GÖRÜNÜM
DUA ETMEK İÇİN ÇOK YER VAR
    Yeni Delhi’de ilk durağımız Babür Türk İmparatorluğu II. Şahı Hümayun’un türbesi oldu. Türbenin sağında Lödi asıllı İsa Han’ın anıt mezarı ve camisini ziyaret ettik. Camide ve anıt mezarda tamir çalışması mevcuttu.
HÜMAYUN'UN TÜRBESİNE DOĞRU
 İLK KAPIDAN SONRA TÜRBENİN İÇİNE  DOĞRU
RESTORASYON İÇİN ÖNLERİNDEKİ KAPLA KAFALARINDA KUM TAŞIYAN İŞÇİ KADINLAR
 Oradan Hümayun Şah’ın anıt mezarına geçtik. Burada da çok güzel bir çevre düzenlemesi var. Anıtın görkemi ve mimarisinin çekiciliği ile ters orantıda sade bir mezar taşı olduğunu görüyoruz.Ayrıca Hümayun Türbesi’nin UNESCO’nun dünya mirası listesinde olduğunu da öğreniyoruz.
HÜMAYUN'UN GÖRKEMLİ TÜRBESİ ÖNÜNDE BİR ÇİFT
 Türbe’de biraz oturup güzel bahçesinde çalışan işçi kadınları izliyoruz.
İŞÇİ KADINLAR HER YERDE
        Ve bu kırmızı , yeşil renklerin hakim olduğu koca kompleksden ayrılıyoruz .Rikşalarımızla Delhi keşfine devam ediyoruz .Hedefimiz Kutub Minaresi (Qutap Minar) .Fakat yolda ilerlerken bir çok evsizle karşılaşıyoruz.İçimiz acıyor.Nasıl bir memleket burası ,insan bir anlam veremiyor.Hem dünyanın sayılı zenginlerini barındırıyor hem de bu kadar çok evsizi.
DELHİ SOKAKLARINDA EVSİZLER
DELHİ SOKAKLARINDA EVSİZLER
   Yeni Delhi’nin 15 km güneyinde olan bu mekanın mimari özellikleri Hindistan'ın müslüman egemen olduğu zamanlardanmış.İlk Afgan örneklerden biriymiş.Müslümanların Delhi’deki son Hindu kralı yenmesi şerefine 1193 yılında yapılmış.Yüksekliği 73 mt,taban çapı15,tepe çapı ise 2,5 mt imiş.Minare aslında 5 katlı imiş.Her katı belirlemek için balkonlar yapılmış.Aynı bahçede Kuvvet-ül İslam Camisi bulunuyor.Onu da gezmeyi ihmal etmedik.
İŞTE KUTUP MİNARE
KUTUP MİNAREDE HATIRA FOTOĞRAFI
  Bu cami Hindistan’da yapılan ilk camiymiş.Cami yıllar içinde bir sürü eklemeler yapılsa da ilk yapı bir Hindu tapınağının üstüne yapılmış.Cami mimari olarak Hindu ve Jain özellikleri gösteriyormuş.Bu arada camiyi birçok kişi ziyaret ediyor.Bunların içinde öğrencilerde mevcut.Bir grup öğrenciyi grup fotoğrafı çektirirken yakaladım.Ben de bir kareye ortak oldum.
    Günün yarısını geçirmiştik.Yağmur ha yağdı ha yağacak gözüküyor.Şemsiyelerimiz tetikte geziyoruz.Şimdi yine rikşalarımıza atlayıp metroya gidiyoruz.Metroyla Delhi’nin biraz daha lüks bir semtine gidiyoruz.Orada bir yerlerde yemek yiyip gezmeye devam edeceğiz.
    Yemeğimizi McDonalds da yiyoruz.Kendi ülkemizde kapısından bile girmediğimiz bazı markalar yurt dışında kurtarıcımız oluyor ya bazen bu durum bana çok komik geliyor.Yalnız Big Mc yemek istememe rağmen kırmızı et olmadığı için mecburen tavuklu yiyoruz.Burası Hindistan unutmamak lazım .Burada kırmızı et yenilmiyor .Yemeğimizi yiyor ve biraz da dinleniyoruz.Sonra yürüye yürüye Lotus Tapınağına doğru gidiyoruz.
YÜRÜRKEN KARŞILAŞTIĞIMIZ BİR SEYYAR SATICI
  Yürürken çok uzaklardan bile gözüküyor.O kadar büyük bir tapınak ki.Kısaca size anlatmak isterim:
   Hindistan’daki Lotus Tapınağı ya da Bahai Tapınağı dünyanın 7 farklı tapınağından biridir.Bu tapınaklar bulundukları yörenin mimari özellikleri ile yapılmaktaymış.Bu yüzden Delhi’deki tapınak Lotus çiçeği biçiminde yapılmış.Yüksekliği 70 mt olan tapınağın tamamı mermerden yapılmış.Tapınağın etrafındaki 9 tane havuz doğal bir klima etkisi yapması için yapılmış.Tapınağın içinde konuşmak kesinlikle yasak.Bunun dışında istediğiniz ibadeti sessiz olmak şartıyla yapabiliyorsunuz.
LOTUS TAPINAĞI ELLERİMDE
    Biz tapınağa giden uzun yolda önce grup olarak ayakkabılarımızı teslim ettik.Sonra ikili gruplar halinde sıraya sokulduk ve içerideki grubun duası bitince içeri alındık.
LOTUS TAPINAĞINA DOĞRU ADIM ADIM
  İçerisi gerçekten insana huzur veriyor.Bunun temel sebebi içerideki sessizlik ve tapınağın içinde tavanda uçan kuşların sesleri gibi geldi bana.Burada ibadet saatlerinde Hz.Bahaullah’ın ilk sözleri ,felsefesi ve kutsal metinleri okunurmuş. Biz de biraz oturup dua ettik.Dikkat çekecek noktalardan biri de görevlilerin çoğunun yabancı kız ve erkeklerden oluşmasıydı.Bu dini kabul etmiş yabancılar Delhi’de çok kibar bir şekilde tapınakta çalışıyorlar.
LOTUS TAPINAĞI 'NIN MUHTEŞEM TAVANI
  Zira yasak olmasına rağmen fotoğraf çektiğim halde beni çok kibar bir şekilde uyardılar.Bahai dini hakkında bilgi almak istiyorsanız tapınağın dışında bir merkez var.Burada türkçede dahil bütün dinlerde bilgi alabiliyorsunuz.
    Tapınaktan huzur dolu bir şekilde ayrıldığımızı itiraf edebilirim.Sessizlik,kaba olmayan davranışlar,gülen yüzlü insanlar bence huzur için yeterli.Ama buradan sonra gittiğimiz Sari satan dükkanda bütün huzurumuz kaçtı.O ,bu ,şu derken hem saatlerimiz geçti hem de başımız gerçekten ağrıdı.İçimizden bazıları sari aldı.Bazıları Hintli kadınların giydiği kurtiden aldı.
   Sonunda soluğu Krishna Tapınağında aldık.Hare Krishna Tapınağı’na girdiğinizde insanlar size “Hare Krişna” diye selam veriyor.Her yerden kulağınıza “HARE HARE KRISHNA” diye müzik sesleri geliyor.Biz de hemen evlerimizde dinlemek için birer cd aldık.
KRİSHNA 'NIN HAVUZ İÇİNDEKİ HEYKELİ
   Biz tapınağa vardığımızda artık hava biraz karardığından her akşam yapılan tören bitmişti.Ama yine de içeri de biraz kalabalık vardı.Her zaman ki gibi yine ayakkabılarımızı girişe bıraktık.Bu Hindistan’daki bütün tapınaklarda genel kural.Çıplak ayaklarımızla tapınağın içine girdik.Ve ayine katılıp biraz rahipin konuşmasını dinledik.
TAPINAĞIN İÇİNDEKİ AYİNDEN BİR GÖRÜNÜM
DUALAR DIŞARIDA DEVAM EDİYOR
  Sonra dışarı çıkıp Krishna ile ilgili bir müzikli ,ışıklı gösteriye katıldık.Gösteri güzeldi.İngilizce olmasına rağmen sizi derinden etkileyebiliyordu.Gösteri aslında biraz da “sen kimsin,bu dünyada ne yapıyorsun” u sorgulamamızı sağlıyordu.
KRİSHNA-KRİSHNA-KRİSHNA
   Gösteriden sonra tapınağın mutfağında lezzetli yemekler yedik.Gerçekten güzel ve abartısız yemekler yedik. 
TAPINAKTAKİ MÜTEVAZI YEMEĞİMİZ
  Hem de çok ucuzdu yemekler.Koca bir günü dolu dolu geçirmenin rahatlığı ve yorgunluğu ile rikşalarımızla otelimize döndük.Sabah 05:00 kalkış ile AGRA’ya yolculuk var.Görüşmek üzere...
AGRA 1.GÜN:
    Sabah 05:00 de kalkış 06:00 da buluşarak 3 adet rikşayla tren istasyonuna gidiyoruz.Delhi’deki 4. sabahımda Delhi’den ayrılıyoruz.Tren istasyonuna geldiğimizde hamallar neredeyse üstümüze atlıyorlar ama rehberimizin ne bize ne de hamallara aldırdığı var.”Ölene kadar taşıyın “ diyor.Hamal fiyatları gerçekten çok ucuz.Örneğin adam başı bir hamala 50 rupi verdiğimizi hatırlıyorum.Bu yaklaşık 2 Tl,yani çok komik bir fiyat.Neyse peronumuza vardığımızda trenimizin orada olduğunu görüyoruz.Bu tren diğer bineceğimiz trenlere göre biraz daha konforlu,ekspres ayarında bir trenmiş.Zaten 2 saatlik yolculuğumuz var.Bu iki saatlik yolculuğumuz esnasında ben de fotoğraflarımı düzenleyeceğim.Bu arada trenlerde hırsız var diye korkutuluyoruz.Biraz panik olmuyor değilim.Çünkü her türlü elektronik eşyam yanımda.
ODA ARKADAŞIM GÜLCAN'LA AGRA'YA DOĞRU TRENDEYİZ
    Bir süre sonra tren kalkıyor.Allahtan masa olan bir yere denk geliyor koltuk numaralarımız.Trenlerde priz de olunca keyfime diyecek yok.Fotoğraflarımı istediğim gibi düzenlemeye çalışıyorum.Fakat etrafa bakmayı da ihmal etmiyorum.Bir de ne göreyim;”O da ne? “ diyerek kalıyorum.Sol tarafta camdan dışarı baktığımda boş arazi de bir sürü tuvaletini yapan yani hem tuvalet yapıp hem de sohbet eden insanlar görüyorum.Çok fazla şaşırmıyorum.Çünkü burası Hindistan.Meğer buradaki insanların alışkanlıkları imiş,ellerine bir pet şişe su tarlalara yayıl işini gör.Hatta demiryolu raylarının üzerinde bile bir sürü insan vardı.Aslında temel sebebi doğru düzgün bir evlerinin olmaması.Evlerinde ne tuvalet ne de mutfak sistemi var.O yüzden tuvalet ve yemek işlerini dışarıda hallediyorlar.Daha neler göreceğiz bakalım .
     Trendeki bir uygulama çok hoşuma gitti.Tren kalktıktan bir süre sonra her yolcuya bir termos sıcak su geldi.
EXPRESS TRENİN İKRAMI
  Ardından bir tepsi.Tepside çayın,kahven,bisküviler geliyor.Biraz sonra da omlet ya da hintlilerin sabah ,öğlen her zaman yedikleri patates köftesi geldi.Biz tercih yapacağımızı anlamadığımız için patates köftesi alıp ,oturduk.Ama uygulama hoşumuza gitti.
     Bugün hava yağmurlu ve biz Tac Mahal’i görmeye gidiyoruz.Çok şanslıyız anlayacağınız.Agra’ya indiğimizde yağmur daha da bir bastırdı.Bizi Agra’da bütün gün taşıyacak bir arabacı istasyonda karşıladı.Fakat bu yağmurda çantaları arabanın üstüne koymaya başlayınca açıkcası kaprisli müşteri moduna girdim.Yani bilgisayar dahil ,her türlü elektronik eşyamız bavuldayken ;bavulunuz da muson olan bir ülkede arabanın üstüne konulursa gireceğiniz başka bir mod olduğunu düşünmüyorum.Hemen bavullar tekrar indirilip istasyondaki emanete konuldu.Heeh şöyle ,her işin bir çözümü vardır.Yeter ki çözmek isteyelim.İlk durağımız Tac Mahal ve biz yağmurun altındayız.Hemen bir fikir ileri sürdüm.Madem bütün gün buradayız neden gezeceğimiz yerlerin sırasını değiştirmiyoruz.Tac Mahal’i sona atarsak belki yağmur dinmiş olur dedim.Grup olarak kabul gördü.Ve yola düştük.İlk hedefimiz.Fetihpur Sikri.
FETİHPUR SİKRİ
   Geziye başlamadan hem Agra’dan hem de Fetihpur Sikri’nden bahsedeyim biraz.
Agra 1501 yılında Sikandar Lodi Krallığının baş şehri olmuş bir süre sonra da Moğolların eline geçmiş.Babür ve Hümayun zamanında erken moğol mimarısı görülmeye başlanmış.Ekber zamanında ise görkemli eserler yükselmeye başlamış.Fetihpu Sikri’nin başkent olması bunda etkili olmuş.Şah Cihan zamanında ise şehirde önemli eserler yapılmış.Tac Mahal Agra Fort ve Cami Mescidi bunlardan birkaçı.
    Agra sokaklarında ilerlerken binlerce turistin geldiği bu sokakların bu kadar bakımsız olmasına cidden bir anlam veremiyorum.Bu ülkenin belediyeleri hiç mi çalışmıyor.Her yer pislik,düzensizlik ve görüntü kirliliği ile doluydu.
   Fetihpur Sikri ise bir zamanlar İmparator Ekber zamanında başkentlik yapmış.Daha sonra susuzluk sebebiyle terk edilmiş ve bugün hayalet şehir olarak anılıyor.Şehrin kurulma hikayesi kısaca şöyle:Ekber erkek çocuğu olmadığı için Sikri denilen bu şehire ermiş Selim Chisti’yi ziyaret ediyor ;ermiş de ona müjde veriyor.Ekber de doğan 3 oğlundan birine ermişin ismini veriyor ve yeni bir şehir kurmak için planlar yapıyor.Bu yüzden şehre Fetihpur Sikri deniyor.Bir süre sonra da susuzluktan şehir terk ediliyor.
FETİHPUR SİKRİ'NİN BAHÇESİNDEN GÖRÜNÜM
    Biz güzel bir yağmurun altında kah ıslana kah saklana bu hayalet şehri gezmeye çalışıyoruz.Sarayın bir tek pembe rengi ve bahçesi hoşuma gidiyor.Öyle çok bir özelliği yok.
  Bu yapının hemen yanında bir cami bulunuyor.Cuma Mesidi.Şah Cihan tarafından 1648'de yaptırılmış.
CUMA MESCİDİ-AGRA
   Bizi girişte iki çocuk karşılıyor ve tüm gezi boyunca peşimizden ayrılmıyorlar.Biri her daim dibimde ve şemsiyemi tutuyor.Bana devamlı fotoğraf çekmem için uygun kareler için uyarıda bulunuyor.
CUMA MESCİDİNDE  BİR AİLE


CUMA MESCİDİ
CUMA MESCİDİ İÇİNDE BİR DİLENCİ
  O gün gerçekten basiretim bağlandı ve çantamı hiç sırtımdan indirmedim.Ama cüzdanımı gerçekten de ulaşılamayacak bir yere koymuştum.Bir ara caminin içinde buranın ünlü mermer süslerinin satıldığı yerde durunca çantamın fermuarının açık olduğunu gördüm ve kendime geldim.Ve yanımdaki çocuktan hemen uzaklaşmaya çalıştım.Bir daha yanımda olmasına pek izin vermiyorum ama ne çare peşimden ayrılmıyor.Camiden hemen çıkmak istiyorum.Tabi çocuk da peşimde.Benden para istiyor  hem de Türk parası.Ben de param yok diyorum.Cüzdanımı bulamadıklarından inanmışlardır belki.Bir an önce buradan ayrılmak üzere bizi getiren araca doğru yöneliyorum.
     Buradan ayrılıp artık doğruca gezinin gerçekten can alıcı noktası olan Tac Mahal’e doğru gidiyoruz.Hava da artık düzeldiği için mutluyuz da.Tac Mahal’e yaklaştıkça Agra’da trafik daha bir yoğunlaştı ama şehirdeki düzensizlik yine aynı,değişen hiçbir şey yok.
AGRA'NIN BOL İNEKLİ KEŞMEKEŞ YOLLARI
AGRA'DA OKULA GİDEN BİR ÖĞRENCİ
   Tac Mahal’e girmek için kadın ve erkekler ayrı sıraya giriyorlar.Biletle birlikte size bir şişe su ve bir de galoş veriyorlar.Size biraz da Tac Mahal’den bahsedelim:
TAC MAHAL'İN GİRİŞİNDE MAYMUNLAR SİZİ KARŞILAR
   Tac Mahal’e rahatlıkla Hindistan’ın sembolü diyebiliriz.Bu görkemli yapı İmparator Şah Cihan’ın karısı Mümtaz Mahal’e yaptırdığı bir anıt mezardır aslında.
TAC MAHAL'DE ÇEKİLEN KLASİK FOTOĞRAF
   Mümtaz Mahal 17 yıl evli kaldığı eşine 14.çocuğunu doğururken ölmüş.İmparator eşinin ölümüne çok üzülmüş ve 2 yıl yas tutmuş.Kendini mimari eserler üretmeye vermiş.Eşine olan sevgisinin büyüklüğünü de bu eseri yaptırarak kanıtlamak istemiş.Aslında yapının gerçek ismi Mümtaz Mahal ama hint dilinde z harfinin olmaması ve bunun j olarak okunması ile zamanla Mümtaz Mahal Taj Mahal adını almış.Yapımı 20 yıl sürmüş.Hindistan ve Orta Asya’dan birçok işçi çalışmış.Rivayete göre Şah Cihan bu bembeyaz mermerden yapıyı bitirince kendine de simsiyah bir yapı yaptırmak istemiş fakat oğlu tarafından engellenerek Agra Kalesi’ne ömrünün sonuna kadar hapsedilmiş.Agra Kalesi ile Tac Mahal arasında Yamuna nehri bulunmakta.Bu arada Tac Mahal bir ara İngilizler tarafından sökülüp İngiltere’ye götürülmeye çalışılmış ama sonra nedense bundan vazgeçilmiş.
TAC MAHAL VE BEN
   Bu kadar bilgi yeterlidir hehalde.Biz gelelim kendi Tac Mahal ziyaretimize.Bu gezide beni en çok heyecanlandıran yer diyebilirim.Giriş kapısından Tac Mahal’i görene kadar olan bölümde gerçekten heyecanlandım.Karşımda görünce de nefesimi tutup izledim.Büyük an.İzlemem bittikten sonra birçok fotoğraf çektirdim.Hatta profesyonel bir fotoğrafçıya birçok poz vererek Tac Mahalli fotoğraf çektirdik.Mekan o kadar kalabalık ki.Birçok yerli ve yabancı turist var.Doya doya dolaştık.Bir ara anıtın Yamuna Nehri’ne bakan tarafından Agra Kalesi’ni izledik.
BİZİM GİBİ YAMUNA NEHRİ'Nİ İZLEYEN BİR HİNTLİ KADIN
TAC MAHAL'DE RAJASTHANLI BİR KADIN
  Bulunduğumuz anın ve coğrafyanın tadını çıkarttık.Herşeyin bir sonu olduğu gibi bizim Tac Mahal gezimizin de sonu vardı.Çıkışta fotoğraflarımızı aldık.Hepsi birbirinden güzeldi.
AGRA KALESİNDEN TAC MAHAL'İN GÖRÜNTÜSÜ
    Agra Kalesi’ni gezmek için yola düştük.Ekber tarafından başlanan kaleyi Şah Cihan bitirmiş.Kalenin en büyük özelliği Şah’ın son günlerini buradan Tac Mahali izleyerek geçirmesi aslında.
AGRA KALESİNİN İÇİNDEN BİR GÖRÜNÜM
  Kalede geceleri ses ve ışık gösterisi yapılıyormuş.Bizse geceyi bir trende geçireceğimizden fazla oyalanmadan çıktık.Yalnız kalenin her tarafı Hindistan’da her yerde bol bol gördüğümüz sincaplarla doluydu.Onları bayağı izleme fırsatımız oldu.
HİNDİSTAN'IN HER YERİNDE SİNCAPLARI GÖREBİLİRSİNİZ
   Akşam yemeği için Pizza Hot’a gittik.Herkes siparişini verdi.Yemekler yendi.Trenimiz 21:30 da olduğu için biraz burada ve yandaki cafede oyalanmak zorunda kaldık.
    Vakit geldiğinde istasyona gitmek için kalktık.Tren 21:30 da kalkacak.Nereye mi yolculuk?
YOLUN BAŞINDA GÜLEN YÜZLER
   VARANASİ 1-2...Sabah görüşmek üzere.Hayatımda ilk defa bir Hint treninde 12 saatimi geçireceğim.Hadi hayırlısı...
VARANASİ 1.GÜN:
   Trenimiz sabah istasyona 1 saat erken geldi ve bizde 10:00 civarı istasyona indik.Hindistan’ın yapış yapış sıcağı bizi Varanasi’de yine sizinleyim der gibi karşıladı.Bizse istasyondan kurtulmanın derdine düşmüş bir avuç gezgin bozuntusu elimiz ,kolumuz bavul dolu bir şekilde yolumuz üzerindeki insan öbeklerini geçmeye çalışıyoruz.Öyle böyle derken istasyonu aştık.Önce 3 adet motorikşayla yolun bir bölümünü aldık.
VARANASİ'YE DOĞRU MOTORİKŞALARLA İLERLEMEYE ÇALIŞMAK
    Sonra tekrar inerek hepimiz birer birer bisiklet rikşalara bindik.Ve Varanasi ‘nin ünlü sokaklarının dibinde indik.
VARANASİ'YE DOĞRU BİSİKLET RİKŞALARLA İLERLİYORUZ
  İşte bundan sonra başladı Varanasi’nin tüm güzelliği.Kollarınızı iki yana açsanız değebileceğiniz genişlikte sokaklarla karşı karşıyayız.Bu sokaklara daldığımızda nereye geldik dedim kendi kendime;sonradan konuştuğumuz da tüm arkadaşlarımın aynı şeyi düşündülerini öğrendim.
1 METRE GENİŞLİĞİNDE BOL İNEKLİ VARANASİ SOKAKLARI
VARANASİ SOKAKLARINDAN BİR GÖRÜNÜM DAHA
 Zira sokaklar o kadar berbat kokuyor ki burunlarınızın direği sızlıyor yani.Sokaklarda köpekler,yaklar,motorlar,bisikletler,insanlar,dışkılar aklınıza gelebilecek herşey var.Ve hala aklımda kalansa o dayanılmaz müthiş koku.Düşmanınız varsa tatile Varanasi’ye göndermeniz yerinde olur.Biz de gezinin sonuna kadar arkadaşlarla bu espriyi yaptık zaten.
GANJ KENARINDA VARANASİ
    Biraz Varanasi neresidir size bahsetmek isterim.Varanasi Ganj Nehrinin kenarına kurulmuş bir şehir.Şiva'nın şehri burası.Hindu hacılar buraya günahlarından arınmak için gelirmiş.Ayrıca burada ve başka yerlerde ölenler imkanları varsa buraya kadar getirilir ve yakılarak külleri Ganj Nehri’ne atılırmış.Böylece ruhlarının kurtuluşa ereceğine inanılırmış.
   Varanasi 2000 yıllık geçmişiyle dünyanın en eski yerleşim merkezlerinde birisiymiş.İlk kuruluşu M.Ö.1400-1000 Yılları arasında bir Aryan kabilesi ilk defa buraya gelip yerleşmiş.Sonra burası Hindu inanışı olan Kosala Krallığı tarafından ele geçirilmiş.8.yüzyılda yaşayan büyük filozof Şankaraçarya’nın ortaya çıkmasıyla Hinduizm reform dönemi geçirmiş ve öğretide Şiva’ya ibadet esas olmuş.Böylece Varanasi önem kazanmış.11.yüzyılda ise Afganistan’dan gelen müslüman saldırılarıyla yıkılmış.
    Sanırım Varanasi’ye  o yağmalanma günlerinden bu yana hiç el atılmamış.Her yer o kadar kırık dökük ki,görmeniz lazım.Kaç gündür Hindistan’dayız artık kafamda Hindistan hakkında bayağı bir izlenim oluştu.Bu insanların kitaplarında hiçbir şekilde bakım,onarım,temizlik gibi bir olgu yok.Belkide 100 yıl önce boyanmış bir ev ya da başka bir mekan öyle kalıyor.Kimsenin birşey yaptığı yok.Neyse biz gelelim gezinin seyrine.
    Önümüzde otelin adamlarından biri onun peşine takılmış boklu Varanasi sokaklarında gidiyoruz.Nefesimi tutmaya çalışıyorum.Yerlerde bok ,her tarafta kara sinekler;ilerliyoruz.
YOL KENARINDA YATAN SADULAR
   Sağda solda yatan Sadular,dilenciler,yanımızdan geçen,yerde kimseyi umursamadan yaklar ve cüzzamlılar.10 dakikalık yürüyüş yolunda gerçekten çok fazla şey gördüm.Ve bu 10 dakika çok uzun gedi.Bütün Varanasi gezisi boyunca otelden çıkmasam yeridir.Neyse mide bulantımız doruk noktaya varınca zaten otele de gelmiştik.Otel geniş ,ferah avlusuyla bize biraz iyi geldi.Alka Otel hemen Ganj’ın kenarında bulunuyor.Gruptan bir arkadaşın söylediğine göre Acun Ilıcalı da yıllar önce buraya gelip ,kalmış.Programında izlemiş.Biraz kendimize gelince odalara yerleşiyoruz.Hemen duş alıp,yıkanacaklarımızı yıkıyoruz.Gün içerisinde devamlı terlediğimiz için yıkanacak çok şeyimiz oluyor.
    2-3 Saat odalarımızda dinleniyoruz.Musonlardan dolayı aslında biraz şanssızız çünkü yetkililer akıntı fazla diye tekne gezisi yapmaya izin vermiyor.Eee sular yükseldiği için Gaht merdivenleri de ortada olmadığından törende izleyemiyoruz.Tek yapılacak şey kaldı o da Varanasi’nin kokulu sokaklarında gezmek.O da benim işime gelmiyor.Burada biraz dinlenip,kendime gelmeye ve bilgisayar işlerimi tamamlamaya karar veriyorum.Fotoğraflarımı düzenliyor,facebook  albümü yapıp çektiğim fotoğrafları tanıdıklarımla paylaşıyorum.
VARANASİ SOKAKLARI
    Sonunda grupla buluşma saatimiz geliyor ve sokaklara düşüyoruz.Bizi otele getiren çocuk meğer bir ipek dükkanında çalışıyormuş.Ve sırf bizi dükkanına götürebilmek için sabah bizi otele kadar götürmüş.
İPEK DÜKKANINDA PAZARLIK
   Şimdi de bizi alıp dükkanlarına götürmek istiyor.Grup istemiyor ama Zafer Bey bir göz atarsınız diyor.İstemeye istemeye yola düşüyoruz.
İPEK DÜKKANININ AVLUSU
     Aslında Varanasi ipek imalatında bayağı önemli bir yere sahipmiş.Biz almaya ne kadar gönülsüzsek satıcılar da o kadar hevesli.Eline geçen eşarbı açıyor,açıyor,açıyorlar bir türlü bitmiyor.Sonunda da hepimiz sıkılıyoruz.Özellikle de ben.Çünkü gösterdikleri eşarplar Suriye’de gördüklerimizin aynıları hatta daha da kalitesizleri.Kimse birşey almıyor ve oradan ayrılıyoruz.Aynı seremoni  gün içerisinde bir kere daha başımıza geldi.Bu sefer bize sari satmaya çalışan bir grupla sıkıcı anlar yaşadık.
   Dükkandan çıkıp daracık labirent gibi sokaklara atıyoruz kendimizi.
VARANASİ SOKAKLARINDA YOL ÜSTÜ YİYECEK SATICISI
BİR YILAN OYNATICISI
YOL KENARINDA BİR SARİCİ
VARANASİ ÇOCUKLARI
YOLUN TAM DİBİNDE BİR YEMEK SATICISI DAHA
VARANASİ KÖPEKLERİNİ UNUTMAMALIYIZ
VARANASİ SOKAKLARINDA BİR RAHİP ADAYI
VARANASİ SOKAKLARINDA ÇOCUKLAR
VARANASİ'DE BİR EV VE DERS ÇALIŞAN ÇOCUKLAR
 Hindistan’ın diğer şehirlerinde de olduğu gibi Varanasi’de de fotoğraflık bayağı malzeme var.Burası hacıların kutsal şehri olduğundan bolca saduya da rastlıyorsunuz.
VARANASİ SOKAKLARINDA BİR SADU
SADULAR HER YERDE SİZİ BULACAKTIR
SADU-SADU-SADU-SADU-SADU-SADU-SADU
BU DA BENİM SADUM
   Sokaklarda dolana dolana ana Aaarti töreninin yapıldığı Gaht merdivenlerine kadar gidiyoruz.Varanasi’ye gelene kadar yollarda gördüğümüz ;Şiva’ya su taşıyanlar burada öbek öbek birikmişler.Ganj’dan kutsal suyu alıp Şiva’ya götürüyorlar.Çıplak ayakla ,altlarına turuncu şort ,üstlerine de turuncu tişört giyerek dolaşıyorlar.Bu grupları yollarda ,otobüs üstlerinde ,ve tren üstlerinde gördük.Bana çok ilginç geldi.Aslında bir çeşit hac yürüyüşü yapıyorlar.
HER YERDE KARŞIMIZA ÇIKAN ŞİVA'YA SU TAŞIYAN HACILAR
    Ghat merdivenlerinde nereye bakacağımı şaşırdım doğrusu.Kutsanmak için suya girenler,çıkanlar,kurulananlar,saçlarını kestirenler,traş olanlar ,su doldurup çıkanlar..vs.
BİR SOKAK BERBERİ
GANJDAN ÇIKAN HİNTLİLER
  Bu liste uzar gider.Aslında akşam yapılacak Aarti töreni için gelmiştik.Ama su o kadar yüksek ki tören olur mu?,bilemiyoruz.
    Aarti törenine Varanasi’de katılmadım ama izlediğim ve öğrendiğim kadarıyla size aktarmaya çalışacağım. Aarti Hinduların her akşam güneş batarken yaptığı bir tören.Ganj’a olan şükranlarını, törenlerle ifade ediyorlar. Bu tören, davul ve çan sesleriyle başlıyor. Hintliler bu seslerle tanrılara haber verdiklerini, onları uyardıklarını düşünüyorlar. Sonra ilahiler okunmaya başlıyor. Bu sırada ellerinde büyük şamdanlarda onlarca mum taşıyan iki genç, evrenin iki temel yapısı olan ateşi ve suyu birarada kutsuyor.Hatta bu ateş elden ele dolaşıyor.Hava yavaş yavaş kararırken Ganj nehrine bırakılan mumların ışığı çok güzel bir manzara oluşturuyor. Dileği olan Hintliler, Diya ismi verilen ve ağaç yapraklarından yapılma küçük kayıklar hazırlıyorlar. Bunların içine, bir miktar çiçek yaprağı ile bir mum yakıp, Ganj’a salıveriyorlar. Ganj’ın dalgaları kayığı devirip yutana kadar gözleriyle takip ediyorlar, mumun alevi sönmeyip gittikçe dileklerinin gerçekleşeceğine inanıyorlar. Bu sırada oluşan görüntü ise müthiş;davulların ve çanların temposu artmış, ilahiler hep bir ağızdan okunmakta, bazen davulların, bazen ilahinin melodisi öne çıkmakta, şamdanların içindeki yüzlerce mumun ışığı Ganj’ı aydınlatmakta. Törenin sonunda Ganga Aarti ilahisi hep bir ağızdan okunuyor.İşte benim bu törenlerde en sevdiğim bölüm bu oldu.Çünkü bu ilahi gerçekten çok hoş.Hatta kendimi bile bir ara “Om Jai Laxmi Mata” derken buldum.
   Ghatlardan şaşırmış bir vaziyette çıkarak başka merdivenlere doğru ilerledik.Bazı merdivenlerde ilginç görüntülere tanık olduk.
GHAT MERDİVENLERİNE DOĞRU BİR AİLE
GANJ'IN GERÇEK SAHİBİ YAKLAR
YAKLARDAN FIRSAT OLURSA ONLARDA YIKANACAK
  Yaklar ve insanlar kardeş kardeş yıkanıyorlardı.Hangisi suyun gerçek sahibi anlayamazsınız.Bu arada fotoğraflık malzeme gerçekten o kadar fazla ki bazen ilerliyemiyorsunuz.
    İlerlerken ilerlerken ölülerin yakıldığı bir mekana geliyoruz.Ama bizi sokmak istemiyorlar,fotoğraf çekilmesine de izin vermezlermiş.Bir ölü yakıcısı bize dinlerinden ve kendilerinden biraz bahsediyor.
VARANASİ'DE BİR ÖLÜ YAKICISI
VARANASİ SOKAKLARINDA BİR PAN TÜKÜRÜĞÜ
    Adam o kadar korkunç gözüküyor ki tarif edemem.Hintlilerin devamlı çiğnediği uyuşturucu ot pandan çiğneye çiğneye dişleri kıpkırmızı olmuş.Sanki karşımda bir vampir var.Etraftaysa yakılan insandan saçılan kokular.Gördüğümüz ilginç şeyler karşısında dilimiz tutularaktan oradan ayrılıyoruz.   
Biraz dolaştıktan sonra  rehberimizin tanıdığı bir dükkandan gömlek,pantolon gibi alışverişler yaptık.Ama İstanbul’a döndüğümde aldığım şeyler için hem pişman oldum hem de ona buna dağıttım.Yani elimde pek birşey kalmadı.Aslında birgün yolunuz Hindistana’a düşerse birşey almayın derim.Çünkü daha iyileri bizim ülkemizde var.En azından temiz ve içinize siner.Kötü de kokmaz.
   Sonunda gezmekten yoruluyoruz ,açlıktan da bayılıyoruz.Benim uzun bir süre birşey yemeyince başım ağrıyor,tansiyonum düşüyor ve gerçekten bazı şeylere karşı tahammülüm hiç kalmıyor.İşte o anlardan birini yaşıyorum.Sonunda da yemek yemeye bir yere girdik.Ama sokaklarındaki temizliğini sabahtan beri gözlemlediğim Varanasi’nin yemek yenecek yerleri ne kadar hijyen olur tartışılır.Bu düşünceleri bana kanıtlatmak için sanırım bazı güçler beni tam mutfağın görebileceğim bir yere konuşlandırdı.Restoran aslında bir evden çevrilme bir yer.İran’daki gibi tahtlar kurmuşlar.Siz de o tahtlara kurulup,bizim sinilerimiz gibi masalarda yemek yiyorsunuz.Tam kurulduk,oturduk,ne yemeği söyleyeceğiz derken ayakkabılarımızın altında gözüme bir fındık faresi takıldı.Pıtı pıtı dolaşıyor.Herkes gördü tabi ama yapılacak birşey yok.O kadar açız ki.Masa altlarında fare gezen bir yerin yemeklerinden ne kadar hayır gelir kimse umursamıyor.Aslında çoğu zaman insanların neden böcek yediklerini düşünürüm.Bu yüzden işte.Açlık insanın gözünü öyle bir kapıyor ki hiçbirşey umuruna gelmiyor.Eee bir de uzun süre aç kalmışsan,herşeyi yersin.İşin özü bu.
    Bu arada mutfakta Nepalden göç ettiği anlaşılan bir ekip çalışıyor.Ekibin halini kısaca özetleyeyim.Aslında mutfakta mutfak denilecek bir hal yok.Ama unutmayalım burada standart aramak yok.Aşçılarımızın belden üstleri çıplak.Ellerini yıkayıp yıkamadıkları belli değil.Belki de az önce Ganj’a girip serinlemişlerdir.Bütün bu düşündüklerimi ve gördüklerimi gruba söyledikçe hem mideleri bulanıyor hem de gülüyorlar.Ama grupta öyle kişiler var ki yemeyecekleri şey yok gibi geliyor insana.Neyse bu mevzuyu fazla uzatmayacağım.Ben yemek için TALİ SPECIAL söyledim.Bu yemek Hindistan’a özel bir yemek.Bir tepsi içinde geliyor.İçinde birkaç çeşit sebze yemeği var;pilavı var ve dal yani mercimek çorbası var.Ama gelen yemeklerden hiçbirini yiyemedim.Açlığın üstüne açlık.Kremalı açlık böyle olur.Canım sıkılmıştı.Varanasi’den sanırım ne ben  de kimse fazla hoşlanamadı.
YEMEK YEDİĞİMİZ YERDE SİTAR DİNLETİSİ
   Yemekten sonra grup labirent sokaklarda biraz daha dolaşmaya çıktı bense otele gidip önce soğuk birşeyler içtim.Sonra da fotoğraf albümlerimi düzenledim.Alka otel geniş terası ve ferah içecekleriyle sanki Varanasi’den ayrı bir yer gibi geldi bana.Biraz olsun insanı rahatlatan bir havası var.Zaten otelde bizden başka birçok milletten de turistler var.
     Gece ilerleyip de odama eşyalarımı bırakmak istediğimde oda kapımızın birçok yerinde iri iri kertenkeleler olduğunu görüp biraz irktim.Ama yine de aldırmadan odaya girip çıktım.Havanın sıcaklığı ve yalnızlıktan bunalınca da kendimi odaya attım.Oda arkadaşımda birazdan geldi ve odada bize eşlik eden yeşil,pembe kertenkele arkadaşımıza aldırmadan Varanasi’yi bir kere daha tartıp,döktük.
VARANASİ 2.GÜN:
    Varanasi'de ikinci güne sabah erkenden bir çeşit ilahi ile başladık.Neler olduğunu anlamak için odamızın maymunlar içeri girmesin diye tellerle kapatılan balkon camından baktığımızda şaşırdık.
SABAHIN ERKEN SAATLERİNDE GANJ'DA KUTSANMAK
    Kadınlı erkekli bir grup ghat merdivenlerinden Ganj nehrine girerek bir çeşit ayin yapıyorlardı.Daha önce akşam törenlerini duymuş ve görmüştük ama ,sabah yapılan bu seremoniye ilk defa tanık olduk.Üzerlerindeki elbiseleri çıkarmadan oldukları gibi Ganj'a giriyorlardı.Bazıları yıkanıyor bazıları ağızlarını temizliyorlardı.Biraz izleyip biz de bu kutsal mekanda güne başlamak için kahvaltıya indik.Kahvaltıdan sonra Varanasi'nin labirent sokaklarında ilerleyerek anayola ulaşmaya çalıştık.Bu sokaklarda yürüyebilmek için gerçekten koku alma duyunuz zayıf olmalı.Burnunuzun direkleri sızlayacaktır yoksa.
 Varanasi'de suların yükselmesi nedeniyle törenlere katılamadığımız için programımızda biraz değişiklik yapıp bugün Buda'nın ilk  dersini verdiği yere yani Sarnath' a gideceğiz.Bir araba kiralayıp arabaya tıkıştık.Aslında 10 km lik bir yol varmış ama trafik o kadar yoğun ki ilerleyemiyorsunuz.Varanasi'nin trafiği Hindistan'da karşılaştığımız en kötü trafik sanırım.O kadar çok rikşa var ki kim hangi yöne gidiyor anlamıyorsunuz.Biz ilerlerken bir ara yanımızdan turuncu parıltılı kumaşlara sarılmış bir ölü de yakılmak üzere geçiyor.Biraz da o trafiği bozduğundan fotoğraf çekmeye çalışıyoruz ama o kadar hızlı ilerliyorlar ki çektiğimiz fotoğraflarda bir işe yaramıyor.
SARNATH'DA BUDA'NIN AYDINLANDIĞI YERİN GİRİŞİ
      Sonunda Sarnath'a geldiğimizde kilimalı arabadan inmek bu sıcakta bize çok ağır geldi.Rehberimizin yaptığı açıklamaya göre Sarnath Budistler için oldukça önemli bir yermiş.Budist Kral Ashoka burada birçok stupa ve tapınak yaptırmış.Ve manastırlarda Budist öğretiler verilmeye başlanmış.
BUDA DERS VERİYOR
GİRİŞTEKİ TAPINAĞIN İÇİ
    Burada ayrıca Buda'nın bir dersi sembolik olarak tasvir edilmeye çalışılmış.Bu ders seremonisinin etrafında birçok dua bayrağı göreceksiniz.Hatta siz de dua bayraklarına bazı arzularınızı yazabilirsiniz.Ben isteğimi bir dua bayrağına yazmayı ihmal etmedim.
JAIN TAPINAĞININ GİRİŞİ
    Bulunduğumuz yerin hemen yanında bulunan Jain tapınağına girdik.Girişi ve tapınağı da oldukça sessiz sakin olan mekan hoşumuza gitti.Her zaman ki gibi daha bahçe kapısından itibaren ayakkabılarınızı çıkartıyorsunuz.İçeride sizi bir jain karşılayacaktır ve daha tapınağa girmeden size inanışları hakkında bilgi verecektir.Daha önce Jainler hakkında bilgi verdiğim için size bunları anlatmadan geçmek istiyorum.
KUTSAL BANYAN AĞACI-HİNT İNCİRİ
           Sessiz  ve diğer Hindu tapınaklarına göre daha temiz olan tapınağı gezip dışarı çıktık.Şimdiki hedefimiz biraz daha ileride olan stupaya ulaşmak.Aslında Jain tapınağı ile yan yana ama girişi daha ileriden olduğu için çıkışa doğru ilerliyoruz.Çıkışta bir okul grubu görüp hemen fotoğraf çektirmeyi ihmal etmiyoruz.
STUPADAN BİR GÖRÜNÜM
       Bu stupanın bulunduğu bahçe oldukça temiz.Bakımlı bir yer anlayacağınız.Biz sağdaki yoldan ilerlerken,soldan da bir grup SriLanka'lı hacı kafilesi ilerliyor.Bembeyaz giyinmişler ve ellerinde şemsiyelerle ilginç görünümleri vardı.Bulunduğumuz tapınağın bahçe sınırını hemen yanında bir geyik parkı bulunmaktaymış.Geyik ise Budizim için önemli bir hayvan.Sebebi ise Buda'nın aydınlandığını anlayan ilk hayvan olmasıymış.Sessiz bir şekilde bir geyik görmek umuduyla bekleşiyorlar.Biz bu sıcakta fazla oyalanmadan çıkışa ilerledik.
GEYİK GÖRMEK UMUDUYLA BEKLEYEN SRİ LANKALI HACILAR
  Tam karşıda bir de müze bulunuyor.Müzeye gitmeyi de ihmal etmedik.İki uzun koridordan oluşan müzede ilginç tarihi eserler bulabilirsiniz.Müzeden çıkarken müzenin girişine doğru solda kalan ,bayağı yüksekte bir heykel daha gördüm.O kadar dev boyutlarda bir heykel ki zaten görmezseniz ayıp olacaktır.Müzeden çıkıp doğru o tarafa gittim.Burası güzel bir bahçenin içinde yine bir stupası olan bir dini merkezdi.Ama bahçesinde kocaman bir Buda heykelini bulacaksınız.
BÜYÜK BUDA HEYKELİ
      Sarnath'da olsa olsa 2 saat zaman harcarsınız.Bu saydığımız yerleri dolaşmak uzun sürmüyor açıkçası.Tekrar bizi buraya getiren araca atlayıp dönüş yoluna girdik.Varanasi girişine geldiğimizde hepimiz araçtan inip bireysel olarak gezmeye başladık.
HARİDVAR :
    Sabah Varanasi’nin çılgın kalabalığından kaçar gibi istasyona gittik.Bu labirent sokakları ,kokusunu ,sağda solda yatan insanları Ganj’ı bir daha görürmüyüm ;görürsem ne zaman görürüm hiç bilmiyorum.Ama burada geçirdiğimiz birkaç günde düşüncelerimi düşününce beynimin yorulduğunu ve kendimi ne kadar garip hissettiğimi hatırlıyorum.Biraz depresif durumda gibiyim.Hindistan’da mutlaka birşeyler değişir lafı Varanasi’den ayrılırken kulaklarımda çınlıyor.O anı hatırladıkça şimdi istasyonda trenimizi beklerken ;sıkıntılı dakikalarda neler neler  düşündüm.
İSTASYONUN BEKLEME SALONUNDAN BİR GÖRÜNÜM
    Tren istasyonunda çok yoğun bir kalabalık vardı.Burası gerek Hindular için ;gerekse yabancılar için önemli bir yer.Bir yanda Şiva için su taşıyan Hindular,bir tarafta sadular,bir tarafta bizim gibi tedirgin yolcular ve normal hintli aileler.
İSTASYONDA BİR HİNTLİ ANNE VE BEBEĞİ
  Bizim beklediğimiz yerin hemen yanında bir hintli aileyle çocukları vasıtasıyla biraz sohbet etme imkanı bulduk.Küçücük çocuklarını bu koşullarda beslemeye alışıyorlar.Hintli kadınların bebekleri beslemekte kullandıkları çok ilginç bir kaşıkları var.Sadece kaşık bölümü olan bir mama kaşığı bu.Genç annemiz bebeğini beslerken biz de onun fotoğraflarını çekmeye çalıştık.Ama bir süre sonra genç annemiz bizden çok sıkıldı.Biz de onu rahat bırakmaya çalıştık.
İSTASYONDA TEK BEKLEYEN BİZ DEĞİLİZ
     Bu istasyonda sıkıntılı bekleyişimiz yaklaşık bir saat tren beklememiz sonucunda sona erdi.Ama önümüzde 12 saate yakın sürecek bir tren yolculuğu bulunmakta.Hepimiz ellerimizde bavullarla dar tren merdivenlerini tırmandık.Trene yerleştiğimizde hep aynı sorunlarla karşılaşıyoruz.Dağınık olan grup yataklarını aynı yerde toplamaya çalışmak.Sağolsun rehberimiz Zafer Bey canhıraş uğraşıyor bu konuyla ve her seferinde başarıya ulaşıyor.Grup bir yerde toplandıktan sonra bütün gün ve gece trende vakit geçirmek için film izliyoruz.Bu arada tren istasyonlarda durdukça içeride dolaşan çaycılardan küçük kağıt bardaklarda masala çayı almayı ihmal etmiyoruz.Sıcak çay bize iyi geliyor.Fakat çay harici trende birşeyler yemek istemiyorum.Öyle böyle derken trenimiz Haridvar istasyonuna varıyor. Biz istasyondan çıktıktan sonra önce bir yerde paratha ve masala çayından oluşan klasik kahvaltımızı yaptık.Sonra bavullarımızı bir emanete bırkaıp şehri dolaşmak için motorikşalara atladık.Yeni bir şehirde yeni düşünceler ve izlenimler.Bu arada Haridvar’dan biraz bahsetmek lazım değil mi?
    Haridwar Hindu dini için önemli merkezlerden biri.Binlerce Hindu yollara düşüp burada Ganj’ın sularına kendilerini bırakıyorlar.Akşamları ise Aarti törenleri tıklım tıklım dolu oluyor.Ganj Nehri burada dağlardan yeni doğmuş daha kirlenmemiş haliyle akıyor.Bu yüzden sanırım burası oldukça ilgi görüyor.Şehrin merkezi diyebileceğimiz Har-Ki-Pairi Ghatı ise mutlaka görüceğiniz yerler arasında.
   Biz motorikşalardan Haridwar’ın alışveriş caddelerinin ucunda inip yürümeyi tercih ettik.Ne de olsa yürümekle daha iyi gözlem yapabileceğiz öyle değil mi? İlk uğradığımız yer Ganj Nehrinin dibine inmek oldu.
GANJ'A DUALARINIZI SUNDUĞUNUZ DİYA YAPRAKLARI
BİR DİYA DEMETİNİ DE BEN ALIYORUM
  Biz de etrafta dualarını sunan hintlilere ayak uydurup birer DİYA alıp dualarımızla Ganj’a bırakıyoruz.Bu tabak şekinde hazırlanmış bir çiçek buketi gibi birşey.Diya ağacının yapraklarıyla ortasında bir mumdan oluşuyor.Birçok kişi aynı anda diyaları suya bıraktığında muhteşem bir görüntü oluşuyor.
GANJ'A DUALARLA DİYAMI BIRAKTIM
  Etraftaki hintlileri biraz izledim.Kadın erkek herkes önce diyalarını sunuyorlar.Sonra hemen suyun kenarında bulunan Şiva’nın lingamına süt döküp,dokunmayı ihmal etmiyorlar.Bu seremoni bizlere gerçekten ilginç geliyor.Farklı inanç ve kültürlerle yüzleşmek işte bu.
ŞİVA'NIN LİNGAMINA SÜT DÖKEN HİNTLİ KADINLAR
     Dualarımızı da sunduktan sonra sağlı sollu dükkanların arasından ilerliyoruz.Aslında bütün Hindistan boyunca karşılaştığımız dükkanlar.Şal satanlar,incik boncuk satanlar,meyve satanlar,baharat satanlar,yol üstünde samosa ve ya farklı yiyecek türleri satanlar,sadular,yogiler...Bu liste uzar gider.
HARİDWAR'DA BİR YOLÜSTÜ BÖREKÇİSİ
BİLEZİKSİZ HİNTLİ KADIN GÖREMEZSİNİZ
BÖREK BİR MEMLEKETTE BU KADAR MI SEVİLİR
BAHARATSIZ HİNDİSTAN SOKAKLARI OLMAZ
SOKAKTA AÇIK TUVALETLER
BÖREK BÖREK BÖREK
HARİDWAR SOKAKLARINDA BİR SADU
ŞİVANIN LİNGAMI VE BİR ÇEŞİT TATLI
HAYAT BAZILARINA ÇOK ZOR BU SOKAKLARDA
YOL KENARINDA PLASTİK LEĞENLERDE YEMEĞİNİZ HAZIR;AFİYET OLSUN
SOKAKLARIN BİN BİR TÜRLÜ HALİ
BEN DE BİR ÇEŞİT TATLIYIM ; SAFRANLI MI SAFRANLI..
KAFAYI BULMUŞ BİR YOGİ
MAYMUN TANRI HANUMAN
   Burada farklı olarak karşılaştığımız şeylerden ilki kulak temizleyicilerdi,bir diğeri yol üstü tuvaleti,bir diğeri ise tanrıları besleme avlusu.Gülmeyin tanrıları besledik biz hem de bir avuç otla.
TANRILARI BESLEMEK ÇOK KOLAY
  Ganj’ın hemen kenarında bulunan bu avluda küçüklü büyüklü birçok yak bulunuyor,siz de seçtiğiniz otla onları küçük bir para karşılığında besliyorsunuz.
    Burayı da geçip Haridwar’ın aslında en önemli yerine Har-Ki-Pairi Ghatı’nı yukarıdan görebileceğimiz köprüsüne çıkıyoruz.Köprüden ghata baktığımızda yoğun bir kalabalık görüyoruz.
HAR-KI-PAIRI GAHTI
  Ganj’a giren çıkan,kurulanan,yıkanan..Anlayacağınız her türlü insan mevcut burada.Köprünün altında ve nehrin kenarında birçok yerde zincirler bulunuyor.Bu zincirler akıntısı bol Ganj nehrine atladığınızda sizi durdurmaya yarıyor.
    Köprüden uzun bir süre bu hengameyi izledik.Nasıl bir inanç bu bir türlü anlam veremiyorum.Sadece bakıyorum.Dumura uğramış gibiyim.Her gittiğim kentte daha mı şaşkın yoksa daha mı alışmış oluyorum bilemiyorum.Köprüden inip Ghat’ın daha bir içlerine ilerliyoruz.Hintliler bizi farkedip bakıyorlar;biz de onlara bakıyoruz.
AZ ÖNCE GANJ'DA HACI OLDULAR
   Bazılarıyla fotoğraf çektiriyoruz.Ganj’a giren kadınlar rengarenk eteklerinin sularını kurutmaya çalışıyorlar.Renk renk kumaşların meydanda gerilmesi aslında çok hoş bir görüntü veriyor gözlere.
 
BİR  HİNDU VE BEN
 
 
GANJ'A GİRMEK SORUN DEĞİL AMA 7 METRE KUMAŞI KURUTMAK SORUN
  Koca bir panayır gibi bu meydan;hayatta bir kere görmek gerek diyorum.Haridwar’ın en önemli noktalarından biri de şehirde bulunan devasa Şiva heykeli.Bulunduğumuz yerin tam karşısında bulunan heykel buradan bile oldukça heybetli gözüküyor.Bizse onu daha yakından görmek için o tarafa doğru yürümeye yelteniyoruz.
DEV BOYUTLARDA ŞİVA HEYKELİ
     Şiva’nın ormandaki klasik duruşunu gösteren heykel sırtını Haridwar’a ,yüzünü Himalayalara dönmüştür.Elinde üç çatallı mızrağı,boynunda kobra yılanı ile mudra yani kutsama hareketi yapmaktadır.Heykeli görmek için ilerlediğimiz yol üzerinde uzak yerlerden buraya gelmiş hinduları görmeniz mümkün.Fakat kalabalığın etkisiyle oldukça pis bir ortamla karşı karşıya kalacaksınız.Dönüş yolunda uluorta tuvaletini yapanlarla karşılaşmamız bu pisliğin derecesini anlamanızda faydalı olacaktır.
   Heykelden ayrılıp tekrar Haridwar’ın çarşı bölümüne giderken karşılaştığım Hanuman kılığına girmiş hintliler hoşumuza gitmişti.Fakat gördüğüm bir hintlinin gerçek Hanuman hali beni biraz korkuttu.Ben fotoğrafını çekerken uzanıp beni yakalamak isteyen adam cidden kalbimin ritmini bozdu.Allahtan aramızda bir demir korkuluk bulunuyordu da bana ulaşamadı.
HİNDİSTAN'DA EN KORKTUĞUM ANLARDAN BİRİ;O ELİN UZANDIĞI ANDI
   Burada ağzınızın açık gezmesi çok normal.Şimdi bu satırları yazarken de duygularımın çoğunu aktaramadığımı farkediyorum.Yaşamak lazım diyorum.
   Haridwar çarşısından yeşim taşından yapılmış bir Ganeş aldım.Bu ülkeye gelirken almak istediğim şeylerden biriydi.Fakat bir türlü mavi bir Ganeş bulamadım.Çarşıda ilerleyerek teleferiğe vardık.
HARİDWAR'DAN YUKARI DOĞRU
  Haridwar konum olarak  sırtını bir dağa yaslamış durumda.Bu dağın tepesinde de Mansa Devi Tapınağı var.Bir çok insan teleferik kuyruğunda önümüzde.Sanırım bu kuyrukta yaklaşık olarak bir saat bekledik.Bizim içimizde bile sıkıntıdan oflamalar başladı.Sonunda sıra bize gelip de kabine binip yerleştiğimizde biraz rahatladık.Haridwar manzarası izleyerek tepeye doğru yol aldık.Yukarıda birşey yapmadığımız düşünülünce aslında çıkışımızın da bir anlamı olmadığını düşünüyorum.Yürüyerek inişe geçtik.İlk etaplarda karşılaştığımız maymun sürüsü bir süre bize neşe verdi.Buraya gelmeden okuduğum birçok kitapta maymunlar konusunda uyarılar vardı.Uyarılara dikkat ederek maymunlara pek yaklaşmadım.İçimizden birini omzuna vurması da bu düşüncelerimi destekledi.Aslında anne ve çocuk maymunları izlemek insana o kadar büyük bir zevk veriyor ki.O minicik elleriyle annesinin arkasına yaklaşan minileri görmeniz şart.
BEBİŞ MAYMUNLARA BAYILACAKSINIZ
    Maymunlarla oyalandıktan sonra inişe devam ediyoruz.Yol üstünde dinlenen hintlileri,samosacıları geçerek Haridwar’ın çarşısına varıyoruz.Yürüyerek bavullarımızı emanet ettiğimiz yere gidiyoruz.Burada bavullarımızla ilgilenen kişi bize koca bir araç ayarlıyor.Bu araçla bu akşam kalmak için Rishikesh’e gidiyoruz.Rishikesh Himalayaların dibinde olduğu için ısı hissedilir derecede azalıyor.Ve Haridwar’daki insan kalabalığının yerini bir sukunet alıyor.Sanki bir köye gelmişiz gibi hissediyorum.Otelimize vardığımızda lüks oda seçimi için kura çekiyoruz.Biz şanslı ikiliyi oynuyoruz.Ama fazla sevinmemek lazım burası Hindistan ve lüks kime göre lüks.Oda arkadaşımla odaya çıkınca beklentimizin fazla yüksek olmaması ile şaşırmıyoruz.Ama diğer arkadaşlardan lüks odanın içeriğini merak edip odamızı görmek isteyenler olmadı değil.Odada biraz dinlenme,duş faslı derken akşam saat altı gibi grupla buluşuyoruz.Bu akşam ilk kez bir aarti törenine katılacağız.Ama daha önce Riskikesh’ten bahsetmek lazım.
   Sakinliği ve havasının güzelliğinden bahsettik ama burası aslında dünyanın yoga merkezi olarak biliniyor.Kentte birçok ashram bulunuyor.Ayrıca Beatles grubunun 1960’larda guruları Maharishi Manesh Yogi ile buluştukları yer olarak bayağı bir ün kazanmış burası.O zamanlar Beatles ile birlikte 68 kuşağı hippileri buraya akın etmişler.
   Rishikesh’te Ganj üzerinde iki adet köprü bulunuyor.Halk ve turistler bu köprüleri kullanarak şehrin doğusuna gidip ashramları ziyaret edebilir.Ayrıca bu bölgede birçok otelde bulunması mümkün.Rishikesh bir yoga ve hac merkezi olduğundan burada bütün yemekler vejeteryandır.Ayrıca bira gibi içecekleri de bulmakta zorlanacaksınız.
TÖREN ALANINDAKİ DEV HANUMAN HEYKELİ
   Biz otel önünde buluşarak bir asramın içinden geçerek Ganj kenarına akşam aarti töreninin yapıldığı yere gittik.Burası gerçekten küçücük bir kasaba havasında.Rehberimiz akşamki tören için yer kapmamız gerektiğini söyledi.Çünkü gerek turistler gerek yerel halk bu akşam törenlerine bayağı ilgi gösteriyorlarmış.Biraz Ganj kıyısı boyunca yürüdükten sonra biz de aarti töreninin yapılacağı basamaklarda yerimizi aldık.Merdivenlerin tam karşısında Ganj’ın üzerinde koca bir Şiva heykeli sizi karşılayacaktır.
TÖREN ALANININ KARŞISINDAKİ DEV ŞİVA HEYKELİ
  Ashram’ın merdivenlerinin sağ tarafında ise kocaman bir Hanuman heykeli sizlerle buluşuyor.Bu kocaman tanrı siluetlerini gördükçe hem şaşırıyor hem de düşünüyoruz.Bizim yıllar yıllar önce tapındığımız putlardan ne farkı var bu koca tanrıların diye düşünüyoruz.Ama hep birlikte yapılan bu akşam törenlerini izlemek içinde sabırsızlanıyorum bir yandan.Merak ediyorum.Varanasi’de uzaktan dinlemiştik.Burada bir metre önümüzde gerçekleşecek bu seremoni gerçekten beni heyecanlandırıyor.
AARTİ TÖRENİ İÇİN BASAMAKLAR YAVAŞ YAVAŞ DOLUYOR
  Oturduğumuz merdiven basamakları gerçekten tamamen doldu.En ortada rahipler kulağınızı fazla yormayan bir müzik yapıyorlardı.Bir süre sonra rahiplerin başı geldi ve ana tören başladı.
ÖNÜM ARKAM SAĞIM SOLUM HİNTLİ VE GANJ'IN DİBİNDE AARTİ TÖRENİNDEYİM
  Tören aslında insanları hep birlikte duaya davet ediyor.Böylelikle ortamda büyük bir sinerji oluşuyor.Tören esnasında söylenen “Om jai laxmi mata” ilahisi insanı gerçekten etkiliyor.Sonra yanan ateşler elden ele dolaşıyor.Ve tören herkesin Ganj’dan aldığı sularla kutsanmalarından sonra bitiyor.
     Aarti töreninin bitmesinin ardından Rishikesh’in küçük gezinti caddesinde bir pizzacıda oturup akşam yemeğimizi aldık.Burada yapılacak fazla birşey yok.Akşam yemeğinden sonra bir Krisna tapınağına gidip canlı müzik yaptık.Bu tapınakta sabahtan akşama müzik yapıyorlar.Biz gittiğimizde 4 kişi Krishna için müzik yapıyordu.Biz de onlara katıldık.
KRİSNHA TAPINAĞI-BU TAPINAKTA SABAHTAN AKŞAMA MÜZİK YAPILIYOR
  Elimize geçen müzik aletleri ile onlara eşlik etmeye çalıştık.Ama grubumuzdan birkaç kişinin hoşuna gitmedi ve kalktılar.Biz geriye kalanlar zillerle ,teflerle devam ettik.Ama cidden iyi bir kol kası isteyen bir iş bu sonunda ben de pes ettim.Ve sokağa attım kendimi.Birazdan arkamdan oda arkadaşımda geldi.Ama sokakta birkaç inek ve kafayı bulan sadular dışında kimsecikler yok.Meğer burada insanlar çok erkenden yatarlarmış.Rishikesh tam bir inziva şehri anlayacağınız .Fakat bu karanlık şehirde otele varmak şimdilik öncelikli sorunumuz.Biraz koşa,biraz yürüyerek otele vardık.Ama korktuğumuzu itiraf etmeliyim.Çünkü kapkaranlık yollarda,ıssızlığın ortasında ,Himalayaların dibindeydik.
 Bugün sabah Varanasi’de başladığımız güne önce Haridwar’da devam ettik sonra da soluğu Rishikesh’de aldık.Anlayacağınız yorulduk.Yatak bizi bekler.Sabah Rishikesh’te başka bir biz uyanacak.
RİSHİKESH 1.GÜN:
   Sabah dinç mi kalktık acaba? Eee Himalayaların dibindeyiz.Ne kadar yorgun olsak da hava burada gerçekten çok güzel.Sapasağlam kalkmanız doğal.Bugün programımız fazla yoğun değil.Sabah Ganj kenarında bir yerde parathalardan oluşan kahvaltımızı yaptıktan sonra yürüyerek Rishikesh’in güzel köprüsü Ram Jhula’dan karşı kıyıya geçtik.
RAM JHULA KÖPRÜSÜ-RISHKIKESH
  Köprünün bizi karşıya ulaştırdığı yerde de küçük bir çarşı vardı.Bu çarşının ucundan rikşaya binerek Rishikesh’e daha bir yukarıdan bakacağımız bir yere geldik.
RISHKIKESH'E YUKARIDAN BİR BAKIŞ
  Ganj’ın deltası olduğu gibi gözümüzün önündeydi.Karşı sırada birçok ashram ve otel bulunuyordu.Bulunduğumuz yerde zaten bir otelin cafesi olduğu için burada biraz oturup manzarayı içimize doldurmaya çalıştık.Buradan doğru sırayla dizilen ashramları gezmeye başladık.Bunlardan en önemlisi Rishikesh’in ikinci köprüsüne doğru giderken sağınızda kalıyor.Burası oldukça büyük bir Ganga Tapınağı.
ÇANLARI ÇALARAK TANRILARI SELAMLAYIN-GANGA TAPINAĞI
 Tapınağın girişindeki büyük çanları çalarak geldiğimizi tanrılara anlatmaya çalışıyoruz.Bizi duyarlar mı bilemem,biz elimizden geleni yapıyoruz.Tapınakta birçok tanrı figürü de bulacaksınız.Girişin ilerisinde, sağda bir Şiva Lingamı ile karşılaşacaksınız.Oldukça ilginç.Mutlaka fotoğraflayın.
ŞİVA'NIN LİNGAMI-GANGA TAPINAĞI
  Bu ashramdan çıkınca kentin diğer köprüsü Laxman Jhoola ‘dan maymunların showlarını izleyerek ilerledik.İndiğiniz yerden Rishikesh merkeze doğru yürüyerek çok rahat ilerleyebilirsiniz.
LAXMAN JHOOLA KÖPRÜSÜ
HER İKİ KÖPRÜNÜN ÜSTÜ DE MAYMUNLARLA DOLU
LAXMAN JHOOLA'YI GEÇİNCE KARŞINIZA BU ŞİVA HEYKELİ ÇIKAR
ÇARŞIDA ŞEKER KAMIŞI SUYU TADABİLİRSİNİZ
  Solunuzda birçok Nepal ve Tibet ürünü satan dükkan bulacaksınız.Biz vaktimiz olduğu için oldukça sallanarak ilerledik.Ve bir yerden Ganj’a girmek üzere nehir kenarına indik.Hintliler gibi biz de Ganj’a girerek hacı olmuş muyuzdur bilmiyorum.Ama Ganj’ın suyuyla birleştik.
GANJ'A MERHABA DEMEKLE HACI OLUR MUYUZ ACABA?
  Hepimiz soluğu otelde alıp temizlendik.Kısa bir dinlenme molasından sonra ayrıldık.Biz gruptan üç kişi ile dünyanın yoga merkezinde yoga yapmaya karar vermiştik zira.Otelimizin üst katında bir yoga salonu buunuyordu.Gerçi burada her yerde yoga yapacağınız bir merkez bulunuyor.Biz de şanslıyız.Odamızdan çıkıp direk yoga salonuna girdik.
    Salona girdiğimde sanki birleşmiş milletlerin kampında gibi hissetim kendimi.Her milletten insan var burada.Çinlisi,hintlisi,avrupalısı,zencisi...Herkes sessiz ve yoğun bir meditasyon halinde bekliyor.Az sonra hocamız da gelince başladık. Hocamız sempatik bir sikh.Yogaya başlarken uzun saçlarını açmıştı.
   Yoga seansına başladığımızda hocamız bazı hareketlerimizde vücudumuzun olması gereken forma uyması için bize yardım ediyordu.Fakat en azından ben vücuduma her değişinde farklı bir enerji alıyordum hocadan.İstanbulda’da yoga yapıyordum ama bu seans gerçekten farklıydı.Belki de bulunduğum ortamın tam da yoganın merkezi oluşu bana farklı bir enerji veriyordu.Yoga seansımız bittiğinde hoca biraz konuşmak için bize vakit ayırdı.İngilizcesi çok açık olmadığı için ben hocayı anlamakta biraz zorlanıyordum.Bu yüzden biz grup olarak fazla kalmadan odamıza indik.Bu güzel yoga seansı için hocaya 150 rupi verdik.Yani türk parasıyla 6 lira.Gerçekten komik bir para.Aslında bu uzun yazı boyunca pek fazla harcamalardan bahsetmedim.Çünkü gerek duymadım.Hindistan gerçekten ucuz bir yer.
    Yoga’yla rahatlamanın verdiği rahatlıkla güzel bir akşam geçirdim.Bugün Rishikes’te son gecemiz.Güzel bir akşam yemeği,sohbet ve deliksiz bir uyku.Himalayaların eteğinde daha ne ister insan.
RİSHİKESH 2.GÜN
  Sabah erkenden kalkıp kahvaltımızı Ganj’ın hızlı sularına nazır bir yere yaptık.Menüde bir değişiklik yok.Paratha ve masala tea.Bugün Rishikesh’ten ayrılıyoruz.Ama günün bombası kıvamında ziyaret edeceğimiz bir yerimiz var.Beatles’ın 1960 larda gelip kaldığı ashrama gidiyoruz.Otelden çıkıp Ganj’ın kenarından şehre giriş yönüne doğru yürümeniz gerekiyor.
RISHIKESH 'TEKİ ASHRAMLARDAN BİRİ
 Yürüdükçe bulunduğunuz tarafta yoga merkezleri ve farklı ashramlarla karşılaşacaksınız.
BİR YOGA MERKEZİ
RISHIKESH'TE YOGA YAPMAK BAŞKA BİRŞEY
  Kıyı boyunca yürürken birçok evsizi sokakta gördük.Derme çatma evlerinde yaşam pek de kolay olmasa gerek.
BİR EVSİZİN EVİ
  Ama buradaki insanlar ile bizim zamanımız farklı dönüyor.Artık 10 gün sonunda bundan gayet eminim.Bizim boşa harcadığımız birçok zaman dilimini bu insanlar belki de iç seslerini dinleyerek,yatarak geçiriyorlar.Bu konuda onlara özenmedim desem yalan olur.Ama yine de bu yaşam koşullarını görmek insanın içini acıtıyor.
     Ben bunları düşünürken;biz yürüye yürüye artık şehri bitirip,ormanlık bir alana vardık.Bu girdiğimiz bölgede bile toprağın üzerinde yatan sadularla karşılaştık.Taşın üstünde kaynattığı çaydanlığı,bir sopası ve koca çimenlik.Daha ne ister ki başka!
     Yerini bilmiyorsanız Beatles’ın ashramını bulmanız çok zor.Sanki Kırk Haramilerin gizli mağarası gibi ormanın içine gömülmüş durumda bir yer.Hala terkedilmiş ashramı bekleyen bir bekçi mevcut.Maharishi Mahesh Yogi’nin kurduğuTransandantal Meditasyon felsefesini benimseyen Beatles sayesinde batı dünyasında hippilik ve meditasyon yaygınlaşınca Beatles ve Maharishi simleri birlikte anılmaya başlamış.
BESTLES'IN KALDIĞI ASHRAM'IN GİRİŞİ
    Beatles bu ashramda gelip kalmış,burada konserler vermiş.Döndüğünde ise “Happy Rishikesh Song” şarkısını hippilere armağan etmiş.Sonrada Maharishi’nin felsefesini anlatan “The Inner Light” şarkısı da albümlerinde yer almış.Bunun sonunda da 68 kuşağının hippileri soluğu burada almış.İşte o zamanlar bu ashram en iyi dönemini yaşamış.Daha sonra Yogi Maharishi İsviçre’ye yerleşmiş.Ve hippilerde buraya gelmez olmuş.
ASHRAM'IN İÇİNDE KENDİNE ÖZGÜ İGLO TİPİ EVLER
    Ashramın içine girdiğinizde biraz ürperiyorsunuz.Kimsecikler yok ama mimarinin içine daldıkça gözleriniz bayağı bir açılıyor.Hala ayakta kalan bütün binalar çevreci bir düşünceyle yapılmış.250 tane civarında iglo tarzında iki katlı taşlardan yapılmış ev var.Bu evlerin üst katı meditasyona uygun yapılmış.Birçok inziva hücresi de bulunuyor.Ayrıca ashramın içinde konser salonu,mutfak ,toplanma bölümü gibi farklı alanlar da var.
BİR ZAMANLAR BEATLES'IN DE KONSER VERDİĞİ SALON
   Maharishi’nin kendi evi ve ofisinin bulunduğu kocaman bir binayı da bu komplekste görebilirsiniz.Yani ashram oldukça büyük bir alana kurulmuş anlayacağınız.Hatta öğrendiğimiz kadarıyla Hindistan Orman Bakanlığı bu alanı orman dahiline alıp el koymuş.
ASHRAMIN İÇİNDEKİ ORJİNAL YAPILARDAN BİRİ
  Ama binalara ve evlere herhangi bir şekilde birşey yapılmamış.İyiki de yapılmamış burası Alice Harikalar Diyarı’nı aratmayacak bir yer.Mutlaka görmelisiniz.
    Ashram’dan ayrılıp Rishikesh’e veda ediyoruz.Haridwar’da bir akşam törenine katılacağız.Tören için erkenden yerimizi almamız gerekiyor.Zira çok kalabalık var.Ama önce bavullarımızı istasyonda emanete bıraktık.Bu esnada renkli görüntülere de tanık olduk.
HARİDWAR TREN İSTASYONU GİRİŞİ
 Etekleri ıslanan Rajasthan’lı kadınlar eteklerini alabildiğine istasyon girişine sermişlerdi.Eteklerin istasyon merdivenlerinde kurutulması yalnız bu ülkede olur sanırım.
    İstasyondan ayrılarak tam Ganj’ın kenarındaki basamaklara oturarak törenin başlamasını bekledik.Tören başlayana kadar insanlar Ganj’da kutsanmaya devam etti.
GANJ'DA KUTSANAN BİR HİNTLİ KADIN
  Karşı kıyıda bazı önemli kişilerin töreni izlemek için en önde yer aldığını gördük.Sanırım yüksek kasttan kişiler bunlar.
AARTİ TÖRENİ İÇİN İNSANLAR YERLERİNİ ALMAYA BAŞLAMIŞTI
   Bu sırada bizim de önümüzden dilek için atılan paraları toplayan çocuklar;bindi için boya dağıtan genç kızlar,dualarla suya bırakılan diyalar geçti durdu.Bu arada ayakkabılarımızı suya değdirmememiz konusunda uyarı aldık.Sebebi Ganj’ın kutsallığıymış.Biraz şaşırmıyor değiliz.İçinde bunca şey gezerken bizim ayakkabımızın Ganj’ın kutsallığını nasıl bozacağını düşünüyoruz.
MIKNATISLI İPLERLE GANJ'DAN  PARA TOPLAYIP, AĞZINA ATAN ÇOCUK
ALNINIZA BİNDİ İSTER MİSİNİZ?
BU TÖREN ONLAR İÇİN ÇOK ÖNEMLİ
KUTSANMAK HER ŞEKİLDE OLMALI
     Sonunda tören başladı.Bu gezi boyunca gördüğüm 3. tören ama en büyüğü de bu oldu.Törende ilahiler söylendi.
TÖREN ALANI  ÇOK KALABALIK
HERKES DİYASINI GANJ'A BIRAKIYOR
GÜNÜN SON IŞIKLARI İLE BİZİM DE SON AARTİ TÖRENİMİZ BİTTİ
    Tütsüler elden ele dolaştırıldı.Ve bizde bu topraklardaki son törenimizi de izlemiş olduk.Bunca kalabalığın aynı anda dağıldığı mekandan ayrılmamız biraz zaman aldı.Haridwar’ın bol ışıklı çarşısında ilerleyerek tren istasyonuna vardık.Haridwar’a kısa bir vedadan sonra yine bir trene kendimizi attık.Amritsar bizi bekler dostlar..
AMRİTSAR 1.GÜN:
    Amritsar bizi musonla karşıladı.Allahtan bizi otele bırakacak araç vaktinde gelmişti de yağmur iyice azmadan otele vardık.Otele yerleşip kahvaltı için dışarı çıkma vakti geldiğinde dışarıda sıkı bir yağmur vardı.Rikşacıların bu yağmura aldırmadan yol sürmeye devam etmesine biraz üzülüyorum.Ayrıca artık Amritsar’dayız.Burası sikhlerin yeri ve kafalarında 7 metrelik bir bez taşıyorlar. Islanınca nasıl kurutuyorlar bilmiyorum.
OTELİN KAPISINDAN YAŞLI RİKŞACIYI İZLİYORUM,SADECE ÜZÜLÜYORUM
   Amritsar Hindistan'ın Pencap Eyaletinin en büyük şehridir.Sikh dininin kutsal merkezidir.1577 yılında 4. Sikh Gurusu Nanak tarafından kurulmuş.Şehre Altın Tapınak'taki göl nedeniyle "Hayat Havuzu" anlamına gelen Amritsar adı verilmiş.Daha sonra Mihrace Ranjit Singh tarafından çatısı 100 kilo altınla kaplanınca Altın Tapınak ismini almış.1948 tarihinde bağımsızlık savaşları sırasında  İngilizlerin yaptığı katliamlar buradaki insanları oldukça etkilemiş.Sikhler tarih boyunca savaşçı ve milliyetçi bir millet olarak biliniyor.Sikh dininden ve özelliklerinden kısaca bahsedelim biraz.
   Sihizm her yerde her zaman var olan ve sonsuz özelliklere sahip tek bir tanrı inancı üzerine kurulmuş.Bu özellik kutsal kitapları Granth Sahib'de de bir çok kereler tekrar edilmiş.Sikhler reenkarnasyona inanıyorlar.Yani tüm yaratıkların öldükten sonra farklı bir vücuda geçen ruha sahip olduklarına inanıyorlar.İnançlarına göre bu ruh göçü bağımsızlığa ve özgürlüğe ulaşana kadar devam edermiş.Her sikhin yenmek zorunda olduğu beş kötülük varmış.Bunlar benlik,öfke,maddi bağımlılık,şehvet ve hırsmış.Bu kötülüklerle savaşırken de yararlanacağı beş erdem varmış.Bunlar ise hayırseverlik,şefkat,memnuniyet,olumlu tutum ve tevazuymuş.
    Her sikhin günlük hayatta yanında  beş obje taşıması gerekiyormuş.Her birinin isimleri Pencabi dilinde K harfiyle başlayan bu objeler 5k ya da Kakkasolarak diye bilinirmiş.Bunlar KEŞ (saçın uzatılması),KANGA (tarak), KARA (çelik bilezik) ,KİRPAN (hançer) ve KAÇA (alta giyilen bir çeşit şort).Bu objelerin giyilmesi geleneği Halsa geleneği ile alakalıymış ve 10 Guru Golbind Singh tarafından sistemleştirilmiş.
    Batı ülkelerinde Sikhlerin KEŞ ve KİRPAN  gelenekleri bazen sorun yaratıyormuş.Saçın kesilmemesini dini bir yükümlülük olarak kabul eden sikhler bazı işyerleri ve okullarda baş kapatması nedeniyle sorunlar yaşamaktalarmış.
     Kirpan olarak adlandırılan hançer taşıma kuralını ise sembolik bir hançer taşıyarak hallediyorlarmış.Ve bütün bu kurallar aslında bir anlam içeriyormuş.Örneğin saçın uzatılması tanrının yaratmasındaki mükemmelliğin hatırlanması,tarak ise düzen ve intizamı ifade etmekteymiş.Çelik bilezik tanrı ile sözleşmeyi canlı tutmayı,giyilen beyaz şort ise iffet ve aile yaşantısına verilen önemi hatırlatmaktaymış. 
   Bunların dışında benim gözlemlediğim Sikhlerin Hindulara göre oldukça temiz olmalarıdır.Bu itina hem kendi dış görünüşlerine hem de yaşadıkları yerlere yansımış.Buradaki insanlara biraz daha ısınıyorum sanki.
    Biz gelelim musonla başlayan günümüze.Yağmuru kahvaltıyla atlatalım dedik.Biz kahvaltımızı yaparken yağmur gerçekten yavaşladı.Fırsat bu fırsat Altın Tapınağa gitmek üzere yola koyulduk.Bulunduğumuz yerden Altın Tapınak oldukça yakındı zaten.
    Altın Tapınak’ı Ekber’in yaptırdığından bahsetmiştik.Biraz daha bahsedelim bu ilginç yapıdan.Tapınak’a yaklaştıkça göreceksiniz ki sıkı bir denetim var.Bunun sebebi 1984 yılında Pencap Eyaletinin bağımsızlığını isteyen bir grup Sikh teröristin 3 hafta boyunca bu tapınağa sığınıp polise direnmeleriymiş.Sonuçta bu teröristler güvenlik kuvvetlerince öldürülmüşler.Ve bu olaydan sonra protestolar,isyanlar artmış.Bir süre sonra ortam tekrar sükunete kavuşunca Altın Tapınak’taki kurşun izleri kapatılıp,tekrar din merkezi olma özelliğine kavuşmuş.
ALTIN TAPINAĞI GÖRÜP DE HEYECANLANMAMAK İMKANSIZ
    İçeri girerken kafanıza eşarp takmanız gerekiyor.Genelde turuncu bir eşarp takıyorlar.Ama isterseniz başka bir renk de takabilirsiniz.Bilindiği üzere turuncu Hindistan’da kutsal renk.Bu arada içeri sigara veya tütün mamülü sokmanız yasak.
    İçeri girmeden ayakkabılarınızı emanete bırakıyorsunuz.Korkmanıza gerek yok,burada herşey oldukça düzenli.Size bir numara veriyorlar ve dönüşte bu numarayla ayakkabınızı geri alıyorsunuz.Daha sonra içeri girmeden ayaklarınızı suya sokuyor ve içeri öyle giriyorsunuz.Zorunlu olarak ayaklarınız temizlenmiş oluyor.Ve kapıdan adımınızı attığınızda karşınıza parlayan sarı bir bina çıkıyor.Öyle ki bu altın çatılı bina koca bir havuzun içinde size bakıyor.Oldukça muhteşem bir görüntü.Tapınağı havuzun dört bir yanında yürüyerek gezebilirsiniz.Siz gezerken ilahiler de tapınakta size eşlik edecektir.Bu tapınakta Sikh dininin kutsal kitabı Granth Sahib 24 saat okunmaktadır.
KİMİ SİKHLER HAVUZA GİRİP ARINIYORLAR
   Tapınakta gerçekten huzuru hissediyorsunuz.İnsanı dinlendiren bir mekan.Bu arada sütle yıkanan tapınağın zemini ayaklarınızın altında yumuşak bir his duymanızı sağlayacaktır.Havuzun çevresi tamamen mermerlerle çevrilmiş.Bu arada tapınağa para bağışlayan kişilerin isimlerini yürürken zeminde görebilirsiniz.Zemindeki mermerlere hem isimleri hem de ne kadar verdikleri kazınmış.
TAPINAKTA DUA EDENLER
DUAMIZI SUNMAYA ÇOK UZAKLARDAN GELDİK
TAPINAĞA BAŞKA BİR AÇIDAN BAKIŞ
   Biz tapınağa genel bir bakış attıktan sonra,hemen solda su dağıtılan bir yerden suyumuzu alıp içtik.
ALTIN TAPINAĞIN GİRİŞİNDE SU DAĞITAN HİNTLİ BAYAN
 Su içilen taslar ,su dağıtılan yerin yanında kadınlar tarafından külle temizleniyor.Hemen onlara bir kaç tas için yardım ettik.Bu bölümün devamında da size çay dağıtan bir bölümde çayınızı içebilirsiniz.
İÇTİĞİNİZ SU TASINI HEMEN KÜLLE TEMİZLERSENİZ ÇOK MAKBULE GEÇER
SİZE MASALA ÇAYI İKRAM EDECEK GÖNÜLLÜ
HER İŞ İÇİN GÖNÜLLÜ BİR SİKH BULABİLİRSİNİZ
  Burada her şey bedava ve gönüllülük üzerine yapılıyor.Bu bölümleri geçtikten sonra artık ana bölüme yani Altın Tapınak’a bir köprüyle giriyorsunuz.Girişte size helva dağıtan görevliler var.
ALTIN TAPINAĞA GİRERKEN EŞİKTE NE YAPMALISINIZ
GİRİŞTE HELVA DAĞITAN GÖREVLİ
KUYRUKTA HANÇERİ VE 7 METRELİK BAŞLIĞIYLA BİR SİKH
   Bu kapıdan girdikten sonra fotoğraf çekmenizi istemiyorlar.Ama bunu da öyle kibar bir dille söylüyorlar ki;onları kırmak istemiyorsunuz.Gerçekten kibar ve iyi niyetli bir topluluk bu sikhler.İçeri yaklaştıkça kuyruk birikiyor.Sıra bir gidiş ve dönüşten oluşuyor ama oldukça kalabalık.
TAPINAĞIN ALTIN BÖLÜMLERİNDEN BİR KISMI
  Tapınağa yaklaştıkça ilahi sesleri artıyor.Sonunda biz de tapınağa girdiğimizde kitaplardan ilahi okuyan bir grupla karşılaşıyoruz.İçerisi oldukça parlak.Sanırım birçok şey altın burada.Bir üst kata çıkıp bu seremoniyi yukarıdan da izleyebilirsiniz.Ama fazla oyalanacak bir ortam değil burası.İzleyip beklemeden dışarı çıkacaksınız.Biz de öyle yaptık.
SİKH MÜZİĞİ DİNLEYEN BİR HİNTLİ TEYZE
BİR ÖNCEKİ TEYZENİN FOTOĞRAFINI ÇEKTİĞİM İÇİN KISKANIP BENİ DE ÇEK DİYEN BAŞKA BİR TEYZE
VE MÜZİKSEVER BAŞKA SİKHLER
VE GENÇ YAŞLI BU KADAR SEYİRCİ TOPLAYAN MÜZİSYEN SİKHLER
  Dışarıda canlı müzik yapan bir grup sikh ve onları dinleyenler var.Mutlaka onları dinleyin.Bu arada ben bizim gibi onları dinleyen diğer hintlileri de fotoğraflama fırsatı buldum.
  Çıkışta Altın Tapınak’ın günde 10.000 kişiye yemek verdiği yere gittik.Girişte binlerce kişinin yemek kaplarının bulaşık sesi sizi karşılayacaktır.
GİRİŞTE TABLDOTUNUZU ALMAYI UNUTMAYIN
   Ve bir görevli size tabldotunuzu uzatacak;bir diğeri ise kaşığınızı.Alt kat,üst kat nerede yer bulursanız sırayla yere bağdaş kurarak oturuyorsunuz.Oturduktan sonra 1 dakika içinde bulunduğunuz salonun tamamen dolduğunu görebilirsiniz.Burada sirkülasyon oldukça fazla.Bir görevli gelip kovalarla çorba ana yemek ve tatlıdan oluşan yemeğinizi sırayla sizin kabınıza koyuyor.
GÖREVLİLER TABAĞINIZA YEMEK DOLDURUYORLAR
   Siz de yiyebiliyorsanız afiyetle yiyorsunuz.Ama böyle bir uygulama evsiz barksız ,aç gezen insanlar için bulunmaz nimet.
İŞTE YEMEĞİNİZ-MERCİMEK YEMEĞİ,PATATES YEMEĞİ,PİDE ,SÜTLAÇ VE SU
TAM KARŞIMDA OTURAN BİR SİKH
VE ARKAMDA YEMEK YİYEN KÜÇÜK BİR SİKH
SALON SİZ ANLAMADAN DOLUP TAŞIYOR
  Burada her an karnınızı doyurabilirsiniz.Üstelik size kalacağınız bir mekan da veriyorlar.Bütün bu kolaylıklar nedeniyle Amritsar’da dilencilik yapılmasına izin verilmiyor.Kalacak yer ve yiyecek verildiği sürece dilenmenin anlamı yok diye düşünüyorlar.Belki de haklılar.
 
 
ÇAY DAĞITAN GÖREVLİ
BUNCA YEMEK NASIL YETİŞİR BİR DE ARKADA ONU İZLEMENİZ LAZIM
YEMEKTEN SONRA ÇAY İKRAM EDİLEN YERDE ÇAY İÇMELİSİNİZ

ÇAYLA SOHBET
   Altın Tapınak’tan güzel duygularla dışarı çıktık.Sikhler ve uygulamaları hoşumuza gitti gerçekten.
   Tapınaktan ayrıldıktan sonra biraz serbest zaman herkese iyi gelir dedik.Ben bilgisayarımla uğraşmayı tercih ettim.Bu kadar dolaşınca biriken fotoğrafları düzenlemek de oldukça vakit alıyor.
    Akşamüstü grupla buluşup Pakistan–Hindistan sınır törenini izlemeye gidiyoruz.İki ülke arasındaki tek sınır kapısı Attari-Wagah arasında bir sınır kapısı.Erken gidiyoruz ki içeri rahat gireriz diye,ama imkansız.
PAKİSTAN SINIRINA BİZİ GÖTÜREN ŞOFÖRÜMÜZ
SİKH ŞOFÖRÜMÜZÜN MUTLAKA YANINDA OLMASI GEREKEN HANÇERİ
  Bütün Rajasthan Eyaleti burada sanki.Bizim çingenelerle bir farkları yok gibi.Çingenelerin atalarının Hindistan’tan geldiğini burada daha iyi anlıyoruz.Rehberimizin sınır için pasaportumuzu almamız gerektiğini söylememesi üzerine ben ve 2 arkadaşım biraz sorun yaşıyoruz;ama kalabalıktan faydalanıp içeri girmeyi başarıyoruz.
İÇERİ GİRMEK İÇİN ADETA KAPILARI ZORLUYORLAR ,ONLARI ANCAK ATLI POLİSLER DURDURUYOR
   Kadınlar ve erkekler ayrı yerlerden içeri alınıyor.Atlı polisler denetiminde saat 17:00 gibi içeri giriyorsunuz.Ama bir daha böyle bir şey deneyeceğimi pek zannetmiyorum.Kadınların sizi ite ite sıkıştırması dayanılacak gibi birşey değil.Allahtan görevli kadın sırada biz yabancılara öncelik verdi de son girişi rahat yapabildik.İçeri girince yabancıların oturacağı yerleri ayırmışlar.Hintlilerin oturduğu bölüm tam bir renk çümbüşü.Ve hıncahınç dolu.Pakistan sınırına baktığınızdaysa tek tük erkekleri görebiliyorsunuz.Hindistan tarafında kadınlar ellerinde bayraklarla sınır kapısına kadar koşup geliyorlar.Aslında burada çok komik görüntülere şahit olacağınızdan emin olun.
HİNT BAYRAĞI İLE SINIRA KOŞAN KADINLAR
  Bir ara çalınan müzikle kadınların çoğu ortaya çıkıp tepinmeye başladılar.Bizse “Bunlar gerçekten deli” demekten kendimizi alamadık.Hindistan tarafında bir düğün gecesi kıvamında geçen kutlamalar ;Pakistan tarafında Allahü Ekber seslerine karşıyor.Bizim gibi yabancılarsa ağzımız açık bir o tarafa bir bu tarafa bakıp duruyoruz.
ADETA BİR DÜĞÜN HAVASI VAR BU SINIR KAPISINDA,HİNTLİ KADINLAR RESMEN KURTLARINI DÖKÜYORLAR
    Sonunda askerler her iki taraftan da ortaya çıkıp kendilerine has yürüyüşleri ile nöbet değişimini yapıyorlar da herkes rahatlıyor.
ASKERLER OLDUKÇA SERT HAREKETLERLE YÜRÜYEREK KARŞINIZA ÇIKIYORLAR
     Yürüyüşleri oldukça sert hareketlerle ,adeta horozlanan tavırlarla gerçekleşiyor.
BURASI GERÇEKTEN DÜNYANIN RENK PALETİ DİYORUM SİZE
   İzlerken eğleniyorsunuz .Sonunda her iki tarafın da marşı söyleniyor ve tören bitiyor.
SONUNDA HERKES AYAKTA ,MİLLİ MARŞ SÖYLENİYOR 
  Tören çıkışı sanki biraz önce tepinen bu insanlar değilmiş gibi sessiz sedasız dağılmaları da ilginç.Sonuçta her gün tekrarlanan bir ritüel bitiyor.Biz de bu kalabalıkta aracımızı bulmanın derdine düşüyoruz.O kadar kalabalık var ki,anlatılamaz.Otobüslerin içi de dolu,üstü de dolu.;arabalar,rikşalar birçok araç var.
AYNI FİLMLERDEKİ GİBİ OTOBÜSÜN ÜSTÜNDE GİDEN HİNDULAR
   Sonunda biraz ortalığın boşalmasıyla biz de aracımıza ulaşıyoruz.Ve otelimize geri dönüyoruz.
   Akşam yemeğimizi güzel bir restoranda aldıktan sonra,Altın Tapınak’ın akşam töreni için tapınağa geri dönüyoruz.Her akşam tapınakta tekrarlanan bir ritüel bu.Sırasıyla şöyle gerçekleşiyor.
BURASI ALTIN TAPINAK GECE BAŞKA GÜNDÜZ BAŞKA GÜZEL
BURADA İNSAN GERÇEKTEN HUZUR BULUYOR, KENDİNİZİ DİNLEMENİZ İÇİN GERÇEKTEN UYGUN BİR ORTAM
   Önce Sikhlerin Kutsal Kitab'ı Granth Sahib'in taşınacağı tahterevan çıkarılıp ilahiler söylenerek çiçeklerle süsleniyor.Sonra kutsal kitap getiriliyor ve tahterevanla ilahi söylenerek her gün konması gereken yere taşınıyor.
HALA KULAKLARIMDA OLAN İLAHİYLE KUTSAL KİTABIN TAHTEREVANI HAZIRLANIYOR
 Ama kutsal kitap konulacağı yere gelmeden yerler 3-4 kez siliniyor.Kutsal kitap baş üzerinde yerine konmaya giderken ;üzerine herhangi bir sinek konmaması için yelpazeleniyor.
KUTSAL KİTAP  GRANTH SAHİB  GELMEDEN YERLER PARLATILIYOR
KUTSAL KİTABA SİNEK KONMAMASI İÇİN YELPAZELENİYOR
  Yerine konuyor ve örtüsü örtülüyor.Sonra aynı kişiler Altın Tapınak’a dönüp tapınağı tertemiz ediyorlar.Ve bütün tapınak zemini sütle yıkanıyor.Bu her akşam aynı sıralamayla tekrar ediyor.Biz de hayatımızda bir kere olsun bu ana tanık olmak istedik.
   Ritüel bitince bir Sikh görevli bize dinlerini anlatmak istediğini söyledi.Dışarıda bir yere bağdaş kurarak,görevlinin etrafında oturduk.O anlattı,biz dinledik.Niye saç kesmedikleri,niye hançer taşıdıklarını,niye tahta bilezik taktıklarını,niye bu kadar hoşgörülü olduklarını...Anlattı,anlattı,anlattı..
SİKH DİNİNİ TANIMAYA ÇALIŞIYORUZ
    Biz de kafamızda soru işaretleri ile bir dini tanımanın,anlamaya çalışmanın kafa yorgunluğu ile tapınaktan ayrılarak otele döndük.
AMRİTSAR 2. GÜN:
   Bugün Amritsar’dan ayrılıyoruz.Hem otelimize,oteldeki şirin görevlimize hem de Amritsar'a hoşçakal diyoruz.
SİKHLER SAKALLARI FAZLA UZAMASIN DİYE SAKALLARINI YUKARI TOPLUYORLAR-BİZİM ŞİRİN OTEL GÖREVLİMİZ
   Öğleden sonra bu uzun yolculuğun son trenine bineceğiz.Sevinsek mi üzülsek mi bilmiyorum.Ama evimi ve ailemi özlediğimi itiraf edebilirim.Üç haftadır yollarda olmak;üstelik zor ülkelerde geziyor olmak insanı biraz yıpratıyor.
    Bugün İngilizlerin 1919 da katliam yaptığı Jalianwala Bağı’na gidiyoruz.Protesto için toplanan Pencaplıları İngilizler sıkıştırmışlar.Zira toplandıkları yer üç tarafı kapalı olan bir pazar yeriymiş sanırım ve tek açık olan yeri de İngilizler kapatınca kötü son yaklaşmış.İngilizler ateşe başlayınca bir kısmı ilk anda ölmüş.Bir kısmı ise kurtulmak için kuyuya atlamış.Ve bu sebeple 1200 civarında insan ölmüş.Tabi İngilizler bayağı tepki toplamışlar.
JALIANWALA BAĞI'NDA İNGİLİZLERİN KURŞUN İZLERİ
    Bunun sonucunda Tagor bile İngiltere Kralına mektup yazmış.Bu mektubu müzede görmeniz mümkün.Bu bağ o günden beri olduğu gibi korunmuş.Gezerken atılan kurşun izlerini görebilirsiniz.
   Jalianwala Bağı'ndan Hinduların Altın Tapınağını gezmek için motorikşalara bindik.Hindular Sikhlerle boy ölçüştürmek için Altın Tapınağın bir benzerini inşa etmişler.Ama ikisini karşılaştırdığınızda ve bu mekanı gördüğünüzde gerçekten çok gülüyorsunuz.
HİNDULARIN ALTIN TAPINAĞINDAN BİR GÖRÜNÜM
   Hindu tapınağından çıktıktan sonra çarşı içinden ilerleyerek Amritsar'da bizim için önemli bir yere geldik.
ÇARŞIDAKİ DÜKKANLARDAN BİR GÖRÜNÜM
ÇARŞIDA BİR SOKAK TERZİSİ
   Ölü yakma törenlerinin yapıldığı bir yerdi burası.Daha önce Varanasi'de bu törenleri fotoğraflayamamıştık.Burada Sikhler bize izin verdikleri için hem bütün töreni izledik hem de fotoğrafladık.İzlediğim kadarıyla anlatmak isterim.Ailenin kadınları pek ölüye yaklaşmıyorlar.Ölünün büyük oğlu ve diğer oğulları başında bekliyor.Ölüyü yerleştiriyorlar.Ölü turunculu parlak bir kumaşa sarılmış bir vaziyette yerleştiriliyor.Üzerine sandal ağacı  yağını döküyorlar;ve sandal ağacından odunları diziyorlar.Büyük oğlu ölünün etrafında 5 kez dönüyor sanırım.Ve sonra ateş tutuşturuluyor.
ÖLÜNÜN BAŞINDA OĞLU VE ÜZERİNE YAĞ DÖKÜLÜYOR

YANMASI DAHA BİTMEMİŞ BİR ÖLÜ,ZİRA HALA KAFATASI  DURUYOR
   Bazı arkadaşlarımız bu fotoğrafları çektiğimiz için kızıyorlar ama ben bunları merak eden diğer tanıdıklarımıza göstermenin doğru olduğuna inanıyorum.Sonuçta buraya kaç kişi gelip de bunlara tanık olacaklar.Bu ölü yakım alanından biraz ürpererek ayrılıyoruz.Bazı yakma alanlarında gördüğüm tek tük kalan kemik parçaları insana bir zaman sonra  böyle parçalara ayrılacağını hatırlatıyor.Tuhaf hisler hissediyorsunuz.İçinizdeki bazı şeyler altüst oluyor.
BAVULLARIMIZI TAŞIYAN HAMALLAR
   Buradan son kez tren istasyonuna taşınıyoruz.Bütün öğleden sonra ve geceyi trende geçireceğiz. Sabaha inşaallah pembe şehir Jaipur’a varacağız.
    Fakat bindiğimiz tren bizi bayağı zorladı.Zira hamamböcekleri bizi uğurlamaya kalktılar diye düşünüyorum.Her yerden hamamböceği fırlayan bir trende bunca zaman geçirmek bizi zorlayacak.Başa gelen çekilir.Jaipur hemen bize gel diyoruz.
JAIPUR 1.GÜN:  
   Zor mu zor bir tren yolculuğu sonunda Jaipur'a varıyoruz.Bütün gece trende hamam böcekleri bizi uğurlar gibiydi.Sanki son yolculuğunuzu unutmayın der gibilerdi.Unutulmaz bir gece geçirdiğimi itiraf etmeliyim.Sonunda tren yolculuklarımız bitti.Ruhumun aşırı bunaldığını hissedebiliyorum.
    Son kez bavullarımızı trenden indiriyoruz.İstasyondan motorikşalarla otelimize geliyoruz.Son otelimiz gerçekten de güzeldi.Sanki yorulan ruhumuzu dindirmek için güzel bir bahçesi vardı.Odalarımıza yerleşip Jaipur'da ilk gün için turumuza başlayacaktık.
    Ama daha önce pembe şehir Jaipur'dan biraz bahsedelim ,ne dersiniz?
Jaipur'un ismi kurucusu Mihrace II. Jai Singh'den geliyormuş.Kendisinden önceki hükümdarların Moğollarla iyi ilişkileri olmasına rağmen 1727 yılında Moğolların zayıfladığını anlayınca Amber Kalesinden aşağılara inmeye ve burada bir şehir kurmaya karar vermiş.Ve Jaipur eski hint yazıtlarında görülen bir geometrik desen olan Shilpa biçiminde yapılmış.Ve aynı zamanda Jaıpur'un gözlemevi Jantar Mantar'ı da kurmuş.
    Jaipur Hindistan'ın Rajasthan eyaletinin başkenti.Bir diğer ismi ise pembe şehir.Bu söylemin sebebi şehirdeki yapılarda kullanılan taşın pembe olması.Jaipur'un bir diğer özelliği ise değerli taşları.
    Biz Jaipur'u gezmeye City Palace'dan başlıyoruz.Daha girmeden yılan oynatıcıları sizi hemen karşılıyor.Biz de bunlardan biri ile fotoğraf çektiriyoruz.City Palace şehrin tam ortasında koca binaları ve bahçeleri ile büyük bir araziye sahip.Baştan sona gezmeye çalışıyoruz.Ama günlerin yorgunluğu üzerimizde kendini hissettirmiyor değil.
BİR KOBRAYI SEVMEMİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİNİ TATMAK
             Gezerken girişlerden birinde Mihracenin İngiltere'ye giderken Ganj'ın suyunu götürdüğü kocaman gümüş çanakları görüyoruz.Bu tanklar rekorlar kitabına girmiş.Sanırım 2 ton kadar da su alıyormuş.Buradaki müzeleri gezip çıkıyoruz.
CİTY PALACE'NİN İÇİNDEN GÖRÜNÜM
CİTY PALACE'NİN İÇİNDEN BAŞKA BİR GÖRÜNÜM
   Aşağıdaki bölümlerden birinin girişinde bir al ve yüz falcısı görüp hemen fallarımıza baktırıyoruz.Hindistan'da el falı çok önemli.Her yerde karşınıza çıkacaktır.Falcımız önümüdeki yıl hayatımın tamamen değişeceğini söyledi.Bakalım gün ne getirecek?
SÖYLE BAKALIM  NE GÖRÜYORSUN?
    City Palace'dan çıkıp hemen karşıdaki Jantar Mantar'a gidiyoruz.Jantar Mantar da Mihrace tarafından yaptırılmış.Fakat sanırım Mihrace'nin astronomiye merakı hükümdarlıktan daha fazlaymış.Birçok yerde toplam 5 gözlemevi yaptırmış ama en büyüğü burasıymış.Aslında burası bir sanat sergisi gibi bir yer.İçeride güneş saatleri,her burcu temsil eden bölümler var.Biz de gruptakilerle kendi burcumuzu temsil eden yapıların önünde fotoğraf çektirdik.
BURASI YENGEÇ BURCUNUN BÖLGESİ
  Buradaki en önemli yapı ise 30 metre yüksekliğindeki güneş saatiymiş.Çünkü zamanı yarım dakika kadar hassasiyetle ölçebiliyormuş.
JANTAR MANTAR'DA DERSLER DEVAM EDİYOR
     Bu ilginç yapıdan ayrılarak çarşıdaki dükkanları gezmeye yöneldik.Aslında Zafer Bey'in bir arkadaşı olan gümüşçü dükkanına gittik.Ama gümüşler oldukça pahalı ve orjinalde değildi.Kimse bir şey almadı.Dükkanların karşısında Jaipur'un ünlü binalarından biri vardı.Havamahal.
HAVAMAHAL
    Havamahal'ın anlamı "Rüzgarlar Sarayı" demekmiş.Kral ailesindeki kadınların ve önemli kişilerin şehri gözlemesi için yapılmış bir ön cepheden oluşan bir yapı burası.Ön cephesi 5 katlı olmasına rağmen arkada 2 kat olarak gözüküyor.
   Hava yağışa teslim olmadan bulunduğumuz yerden aracımıza binerek şehri yukarıdan gören kaleye gittik.Burası fazla özelliği ve bakımı olmayan bir yer.Zaten biz de fazla vakit harcamadan gezdik.İçimizden birisi ayağını incitince burası biraz tadımızı kaçırdı.
KALEDEN JAIPUR'A BAKMAK
    Tekrar aracımıza atlayıp şehrin biraz dışında bulunan maymun tapınağını görmek için yola koyulduk.Gittiğimiz yer çok ilginçti.Tapınağa doğru giderken her türlü hayvanı özellikle maymunları görmeniz mümkün.
YOL ÜZERİ BÜTÜN HAYVAN ÇEŞİTLERİ
    Ve yol üzerinde maymunlara atmanız için yiyecekler satılıyor.Bazen yanınızdan motorlarla geçen insanlar ,yere muz atıyorlar.Bunu sebebini sorup öğrendim.Meğer insanlar adaklarını bu şekilde yerine getiriyorlarmış.
MAYMUN TAPINAĞI'NA DOĞRU GİDERKEN GÖRDÜĞÜMÜZ SADULARDAN BİRİ
TAPINAĞA DOĞRU GİDERKEN ŞİRİN BİR MAYMUN
KAFAYI BULMUŞ SADULARDAN BİRİ DAHA
BURASI MAYMUN TAPINAĞI RAHAT BIRAKIN BİZİ
    İlerledikçe maymun sayısı ve yere atılmış adak sayısı iyice arttı.Bu arada tapınağa ulaşmak için önce bir kaleyi tırmanır gibi yükseldik sonra da muhteşem bir manzarayla inişe geçtik.
MAYMUN TAPINAĞININ MUHTEŞEM MANZARASI
   Ara sıra karşımıza kafayı bulmuş sadular çıktı.Maymunlar oldukça şirin.Hele minik olanlarına bakmaya doyamıyorsunuz.
HAYAT İÇİNCE GÜZEL
  Sonuda tapınak iyice gözükünce dikkatimiz maymunlardan tapınağa kayıyor.Oldukça doğal bir ortam burası.Manzara çok güzel.Burası bir çeşit doğal park gibi.Etrafta sürüyle tavuskuşu görmeniz mümkün.İşçi kadınlar,sucu kadınlar ve fotoğraf çektiğiniz için ceza kesen görevliler.
BİR SU SATICISI KADIN
FOTOĞRAF ÇEKTİĞİNİZ İÇİN PARA ÖDEMEK ZORUNDASINIZ
İŞÇİ KADINLAR HER YERDE
    Herşey orjinal anlayacağınız.Ama Hindistandayız öyle değil mi? İnsan bu ülkede neye uğradığını şaşırıyor.Burada neler oluyor diye bağırasım geliyor.Kafamın bu kadar gözleme ,gözlediklerimi kaydetmeye yetemeyeceğini düşünüyorum ara sıra.
      Maymun tapınağından çıkıp Jaipur şehir merkezinde bir alışveriş merkezine gidiyoruz.Biz bayanlar merkeze dağılıyoruz.Herkesin hint bayanlarının giydiği KURTİ'den alası var.Herkes renk renk alıyor.Ve bir cafede uzun günün yorgunluğunu atıyoruz.Hemen dibimizde bir falcının masasında oturduğunu farkediyorum .Alışveriş merkezinin ortasında bir falcı ancak Hindistan'da olur.
ALIŞVERİŞ MERKEZİNDE EL FALI
     Hintlilerin alışveriş merkezleri oldukça gürültülü.Benim gibi ülkesinde bile bu merkezlere gitmeyen biri için oldukça çekilmez geliyor bir süre sonra.Oldukça yüksek  sesle yapılan müzik yayınına bir de insanların sesi eklenince insanın bu ortamdan kaçası geliyor.Biz de fazla oyalanmadan çıkıyoruz.
EĞLENCE KÖYÜNDE BİR DANSÇI KIZ
  Akşam bir eğlence köyüne gidiyoruz.Dans eden köylü kızlar,iplerde yürüyenler,ilizyonistler aklınıza ne gelirse var burada.Benim en çok hoşuma giden kendinizi gerçekten Asyada hissetiren anlatımıyla ilizyonistin gösterisi oldu.
EĞLENCE KÖYÜNÜ TERCİH EDENLER SADECE BİZLER DEĞİLİZ
    Uzun günün sonu otelde biter.Gözlerimin şahit olduğu bunca eksantrik olayı bir şekilde kayıt etmem gerekiyor.Bilgisayarımın başına çöküyor ve kayda başlıyorum.
JAIPUR 2. GÜN:
   İşte uzun yolun sonuna geldik.Bugün Jaipur'da dolayısıyla da Hindistan'da son günümüz.Sanki 15 gün değil de aylar geçti.O kadar çok şey gördüm ve tanık oldum ki.Zihnim zamanda yolculuk yapmış gibi hissediyorum.Bugün planımız oldukça rahat hatta vakit nasıl geçer onu düşünüyorum şimdiden.
    Sabah kahvaltı yaptıktan sonra doğru Amber Fort'a gidiyoruz.Amber Fort Jaipur'un 11 km dışında bir saray.Jaipur'u kuran mihracenin en eski sarayıymış burası.Burası 1592'de Ekber'in ordusundaki bir komutan tarafından yapılmış.Daha sonra Jai Singh tarafından genişletilmiş.Kale yüksek kayaların üzerine kurulmuş.Kaleye çıkarken isteyenler file binerek çıkabilirler.Biz kişi başı 450 rupi vererek şirin mi şirin bir fille yukarı çıkıyoruz.İsmi VULVUL.Çok şeker bir fil.
AMBER FORT'A DOĞRU VULVUL'UN ÜSTÜNDEYİZ
FİLİMİZİN SÜRÜCÜSÜ KALİ
      Hayatımda ilk defa file binmenin şaşkınlığı içerisindeyim.Filimiz kalenin yokuşunu aheste aheste alırken biz de bulunduğumuz anın tadını çıkartıyoruz.Zaten yaklaşık 10 dakikalık bir seremoni bu.Kaleye çıkınca filimiz Vulvul bir standa yaklaşıyor ki biz rahat rahat inelim.İndikten sonra kalemizi gezmeye başlıyoruz.
KALE PEMBE TAŞLARIYLA İÇİNİZİ ISITIYOR
KALEDEN BAKTIĞINIZDA KARŞINIZDA ÇİN SEDDİNİ ANDIRAN GEÇİTLER GÖRECEKSİNİZ
KALEYİ GEZEN BİR HİNTLİ AİLE
KALENİN TEMİZLİKÇİLERİ
HİNDULARIN DEĞERLİ TULSİ AĞACI
   Kaleden manzara gerçekten çok hoş.Bir süre gezip inişe geçiyoruz.Kaleyi gezmeye gelenler arasında bir grup öğrenciyi de görüyoruz.
KALEYİ GEZMEYE GELMİŞ BİR GRUP ÖĞRENCİ HOCALARINI DİNLİYOR
     İnişi tamamlayıp geldiğimiz yoldan her zamanki gibi motorikşalarla dönüyoruz.
ÜSTÜNDEN HİÇ İNMEDİĞİMİZ MOTORİKŞALARIMIZ
    Grubumuz içinden üç arkadaşımız 1-2 saat içinde Nepal'e geçiş yapacaklar.Otele dönüp onlardan ayrılıyor.Günü düşüncelerimzize dalarak geçiriyoruz.Akşam biz de Jaipur'un küçük mü küçük hava alanına vardığımızda yorgunluk mu,hasret mi,gördüklerimizin şaşkınlığı mı bilmiyorum.Tarif edemediğim duygular içindeyim.Ama tek bildiğim bir şey var uzun süre gördüklerimi düşünecek,düşünmek zorunda kalacağım.
   Yolumun Hindistan'ın başka bir köşesine tekrar düşmesi umuduyla ben dönerken de NAMASTE demek istiyorum.
   Yazımın sonunu her gezinin sonunda olduğu gibi bu gezi için  okuduğum kitaplarla kapatmak istiyorum.Hepsinin çok faydasını gördüm.
  
 HİNDİSTAN GEZİSİ İÇİN OKUDUĞUMUZ KİTAPLAR

  1. HİNDİSTAN GEZİ REHBERİ--Zafer BOZKAYA
  2. NAMASTE-HİNDİSTAN YOLCULUĞU--Özcan YURDALAN
  3. BÜYÜLÜ BİR YOLDA--Işıl ÖZGENTÜRK
  4. BATI DOĞU'DAN BAŞLAR--Mebuse TEKAY
  5. YUVARLAK DÜNYANIN 4 KÖŞESİ--Bülent DEMİRDURAK
  6. KATMANU'DA EV HALİ--Elif KÖKSAL
  7. GÖLGEM EKVATOR'DA KALDI--Mustafa ANDIÇ
  8. YEDİ İKLİM,DÖRT KITA--Ali NAR
  9. HİNDİSTAN,ASYA'NIN YENİ GÜCÜ--Yılmaz TEZKAN
  10. SONSUZ ADALETİN MUHASEBESİ--Arundhati ROY
  11. KÜÇÜK ŞEYLERİN TANRISI--Arundhati ROY
  12. BİLGELİK GİZEMİ HİNDİSTAN--Ben ARAS
  13. GANDİ VE MİRA--Sudhır KAKAR
  14. BÖLGESEL GÜÇTEN KÜRESEL GÜCE HİNDİSTAN--Tolga Barış KILIÇKAP
  15. HİNT GECE MÜZİĞİ--Antonio TABUCCHİ
  16. PAKİSTAN,HİNDİSTAN ÖYKÜLERİ--ANONİM
  17. HİNDİSTAN BENİ ÇAĞIRDI--Neslihan KAYALAR
  18. HİNDİSTAN GÜNLÜĞÜ--Aylin SAYIN
  19. HİNDİSTAN--Bülent DEMİRDURAK
  20. HİNDİSTAN'A BİR GEÇİT--E.M.FORSTER
  21. KAYBIN TÜRKÜSÜ--Kiran DESAİ
YENİ BİR GEZİ ,YENİ KÜLTÜRLER ,YENİ BİR BEN İÇİN TEKRAR NAMASTE...



Yorum Gönder Blogger

DİKKAT!
İfadeler şekiller, jpg, gif, png,bmp formatlarında resim, foto, video, müzik ekliyebilirsiniz.Resim eklemek için-- [img] resim linki [/img] // Müzik eklemek için :-- [nct]Müzik linki [/nct] Youtube Video ekleme:-- [youtube] Youtube Video Link [/youtube] Link kapanış kutucukların arasına boşluk bırakın
***KÜFÜR HAKARET İÇEREN YORUMLAR SİLİNECEKTİR***
Gülen ifade eklemek için işaretleri kullanın
:) (: :)) :(( =)) =D> :D :P :-O :-? :-SS :-t [-( @-) b-(

 
Tavizsiz © 2013. All Rights Reserved. Shared by WpCoderX
Top